27
May

“’HAKLILARIN MAKHUM EDİLDİĞİ BİR ÜLKEDE, BÜTÜN DOĞRULARIN YERİ CEZAEVİDİR.”

b

30 Nisan 2013 yılında bir baba evlatlarına, bir eş ise hayat arkadaşına kavuşuyor.. Devletin kendi kanlı otoritesini koruma hırsı Tahir Canan’ın hesabına kesiliyor. 32 Yıl boyunca zihinlerden geçen her hürriyet düşüncesinin önüne duvarlar ören devlet, Tahir Canan’ın kafasına ve yüreğine kendisinin izni olmadan giremiyor.

”Korku duvarı ile mücadele duvarı arasında derin bir çizgi vardır. İnsanlar sınıf bilincine vardığı ölçüde korku duvarlarını aşarlar. Bütün yapılmaz denilen şeyler yapılır hale gelir. Mesela, işkencede insan çırılçıplaktır. Üzerinde hiç bir şey yoktur.. Başındaki adamın her türlü silahı ve seni öldürecek gücü vardır ama ona sen bilgi vermediğin sürece o seni yenemez.” şeklinde ifade ediyor.

Türkiye’nin en uzun süre hapis yatan siyasi mahkumu Tahir Canan’ı, 24.05.2015’te Kartal meydanında düzenlenmiş olan çocuk kitap fuarında tanıdım. Konuşmak istedim 90’lı yıllarda doğmuş bir genç olarak.

Malum, yolsuzluk konusunda ülkeye demir atıp, at koşturan zihniyetler kendi adamlarını aklayabilmek uğruna hukuk sistemini yeniden istedikleri gibi şekillendiriyorlar. Gezi direnişinde öldürülenlerin katillerini cezasız bırakıp ardından da küçük bir çocuk için terörist demekte sorun görmüyorlar. Kadınlar öldürüdüğünde hafifletici sebeplerle ceza indirimi mevcutken bir ülkede, tüm sosyopatlar için cazip olmamasının bir sebebi yok ve gazetecilerin gazetecilik faaliyetleri nedeniyle ağır cezalara çarptırıldığı bir ülkede şu cümlenin tam da yeri;

Evet,

”Haklıların mahkum edildiği bir ülkede, Bütün doğruların yeri cezaevidir.”

Doğruların yeri belki de cezaevidir sırf bu yüzden ama acının da yeri olduğu muhakkak. Polislerin Tahir Canan’ı kendi terzi dükkanından alıp, dağa çıkarıp dayak atmaları, polis karakolunda süren sistematik işkenceler, hapishanelerde de yıldırmaya yönelik devam etti.  İşlemediği suçları kabul ettirmek içindi tüm bunlar. Ama Canan kabul etmedi.

”İşkence, insanlık suçudur.”

Mahkemeye çıkarıldığında üzerine yıkılmaya çalışılan tüm o suçlumaları yine reddetti. Ortada suçu işlediğine dair tek bir kanıt dahi yoktu. Suçsuzluğuna rağmen 1979 senesi tutsak yıllarının başladığı yıl olacaktı.

”Devlet mantığı ile halk mantığı aynı noktada işlemez.”

Şırnak’ta bir AKP afişi, ”Kendi savaş uçağımızı yapıyoruz.” Roboski’de öldürülen insanları da kendi silahlarıyla vurmuşlardı. Şimdi ise tereddüt etmeden astıkları bu afiş insanın kanını donduruyor. Tepkiler üzerine afiş kaldırılmış ve değiştirilmiş.

Devlet bu toplumla savaş halinde diyorum ve bu adaletsizlikler nasıl aşılacak diye soruyorum Tahir Canan’a.

 

O’da hem HDP’nin barajı aşmasına vurgu yaparak hem de sosyal dinamiklerin yükselmesi, toplumun kendisi için politika yapar hale gelmesi yani edilginlikten kurtulup birey olarak hayata katılması ve dolayısıyla bu hayata katılınca yeni ufuklar görmesiyle, dokunulmazlara dokunmasıyla burada yeni bir hayat bulacaklardır  ve şimdi basit gibi görünen şeyler bazı şeylerin önünü açacaktır. Faşizmin geriletilmesi ve halkın kendi hareket alanının genişletilmesi açısından bu önemli olacaktır, diyor..

”Benim yaşadıklarımı para telafi etmez.”

 

Ben hala mahkemelere devam ediyorum. Şimdi devleti mahkum ettirsem de hesabını sormuş olmuyorum. AİHM, ben devleti mahkum ettirdiğimde bana para verecek. Benim yaşadıklarımı telafi eder mi bu? Para bunu telafi etmez. Ben oradan aldığım parayla vakıf kuracağım ve o vakıfla çocukların yetişmesine katkı sunacağım.

Tüm olanlara rağmen, yaşama inadı Tahir Canan’ın içinden hiç eksik olmamış. Ahmed Arif’in şiirindeki gibi:

 

Öyle yıkma kendini,

Öyle mahzun, öyle garip…

Nerede olursan ol,

İçerde, dışarda, derste, sırada,

Yürü üstüne – üstüne,

Tükür yüzüne celladın,

Fırsatçının, fesatçının, hayının…

Dayan kitap ile

Dayan iş ile.

Tırnak ile, diş ile,

Umut ile, sevda ile, düş ile

Dayan rüsva etme beni.

Genç neslin bir haber olduğu bir çok şey var. Yaşama kendi soluklarımızla direnmeyi unutmak gibi mesela. Kendimizi yaratmak ve güçlendirmek, düşündüğümüz gibi ahlaklıca yaşayabilmek için geçmişe bakmak gerekir diye düşünüyorum. Bizzat peşine düşmek ve yolumuza taş koyanların üzerlerine yürümek gerek. Nasıl doğayı sevmek ve talanlardan korumak için doğayı tanımamız şartsa; Özgürlüğü, adaleti sağlayabilmemiz için de gerçekte özgür ve adaletli olup olmadığımızı sorgulamamız, bilmemiz gerek.

Tahir Canan’a devletin yaptıkları,kendi otoritesini korumaya çalışmasıyla ve insanların gözlerini korkutmaya çalışmasıyla açıklanabilir. Her şeyde olduğu gibi yıldırmak için her yolu geçerli hale getiriyorlar. Fatsa’da komün bir yaşam gerçekleştirmek isteyen halka saldıran devlet bugün burada da var ve kılıçlarını kuşanmaya devam ediyor halka karşı.

Şimdilerde, Gebze’de Özgürlük Kitap Ve Sahaf evinde bulabilirsiniz Tahir Canan’ı.

Adres: Hacı Halil Mahallesi İsmet paşa Cad. Beşiroğlu İş Hanı No: 19 Gebze-Kocaeli

BİLKAR ( Bilim Sanat Kooperatifi) Altında

Ve son olarak, Tahir Canan’ın yaşamını anlatan bir kitap yazılmış;

BÜYÜK TUTSAKLIK,  Ali Fuat Arikan  (Yazılama yayınları)

 

 Gökçe Atik – 27 Mayıs 2015

...