1
Eyl

İsmail’in Kendi Kendine Delirmişliğine Dair Hikayat

İsmail her sabah ne yapacağını bilmemeye uyanır
nasıl dayanacağını ve değmeden aralarından
nasıl geçip gideceğini düşünerek uyanır
rutubetli odada, dar yatakta
Allah’a şükrederek doğrulur yatağından
‘şükredecek neyin var lan?’ der iç sesi
‘tövbe de!’ der iç sesine, kendi kendini susturur
iç ses nedir bilmez esasında İsmail
onu şeytan zanneder
öyle avunur

Kazara dünyaya gelmiştir İsmail
kazayla da öleceğine inanır
iki kaza arasında
bir biriktirdiği kaza namazlarına hayıflanır
bir de etrafında olup bitenlere şaşırır
ota, kuşa, balığa
sadık bir köpek gibi
alarmla uyanan insanlara
-İsmail hiç alarmla uyanmaz-
simitçiye, dolmuşçuya, sucuya
herkese ve her şeye şaşıra şaşıra
yatağının rahminden derin bir kaygıyla
açılır dünyaya İsmail

Az okumuş olsaydı
ontolojik kaygı derdi buna
ama ontoloji nedir bilmez
çocukken geçirdiği
menenjite yorar tuhaflığını
anası evlenmemişliğine yorar
babası deliliğine
mahalleli…
onlar hiçbir şeye yormaz
onlar kapı önlerindeki
çürümüş yapraklar kadar
üzerinde durmaz İsmail’in
çünkü onlar bencil ve kabadır
çocuklarından, faturalarından
mahallenin namusundan ve belediyenin ilgisizliğinden
dedikodudan ve çıkarlarından başka hiçbir şey düşünmezler
yanı başlarından her gün
bir dağ devrile devrile
geçer gider de
fark etmezler
İsmail bir hayalet gibi
yürür gider de aralarından
görmezler

Kalabalıkların arasında usulca takılır İsmail
işiyle, gücüyle, kendisiyle cebelleşir
ara sıra güzel giyimli kızlara bakar içinden
ara sıra yakışıklı oğlanlara hayıflanır içinden
ara sıra yorulur, ustasına söver içinden
İsmail dışarda hep içinden yaşar
içinden dışına doğru anlamaya çalışır dünyayı
beceremez, çaresiz
Allah’a havale eder

Haftada bir sinemaya gider İsmail
ibadet ciddiyetiyle haftada bir sinemaya gider
her pazar
18.45 seansı
bayramlıklarını bir bayramlarda
bir de sinemada giyer
bir tek orada
ışıklar kapanıp
perde parladığında
kendisini dünyanın geri kalanıyla
eşit hisseder İsmail
eşitlik, kardeşlik, özgürlük
sadece orada mümkündür onun için
belki de bunun için İsmail
bir film gibi yaşar da hayatı
az geriye çekilip
izleyemediği için kendini
kahreder

Hiç mi rahat etmedi İsmail?

askerdeyken iyiydi

yat İsmail dediler yattı

kalk İsmail dediler kalktı

mütemadiyen emredersiniz diye bağırdı İsmail

onlar emretti İsmail yaptı

o zamanlar rahattı

postalıyla şapkası arasına sıkıştırıp beynini

karışmadan etliye sütlüye

on sekiz ay tuhaflığını kimselere fark ettirmeden

yeşiller içinde takıldı

İsmail hiç aşık olmadı mı? oldu elbet
ama kimseler bilmez
mutlu olmadı mı hiç?

kuvvetli ve vakur
dünyayı yerinden oynatacağını hissettiği zamanları olmadı mı?

olmaz mı oldu elbet

ama bunlar kendisi dahil kimse için

hiçbir şeyi değiştirmez

az mitoloji bilseydi

Sisifos’un yaşadığına benzetirdi yaşamını

ama İsmail mitoloji de bilmez

iki uyku arasına yaşamak belasını

sıkıştırır da İsmail

bazen uykusu gelmez

Yatağının dışında İsmail

çalışır

anasını mutlu etmeye çalışır

tanıdıklarını idare etmeye çalışır

ustasının saçma sapan isteklerini

emir telakki edip yerine getirmeye çalışır

eşek gibi çalışır İsmail

köpek gibi çalışır

çünkü bilir

insan gibi yaşayamayanlar

hayvan gibi çalışır

bilir

insan gibi yaşayabildiği tek yer

yatağıdır

az kitap karıştırsaydı İsmail

Oblomov’un zıt ikizi ilan ederdi kendini

lakin İsmail kitap bilmez

bildiği tek kitap

abdestsiz dokunması babasının çıkardığı

kanunsuz hükümde kararnameyle yasaklanan ve

kapağı en az otuz yıldır açılmadan

yatak odalarının tepesinde asılı duran

kur’an

Ara sıra birileri

bir yerlerde

bakar gibi olur İsmail’in gözlerinin içine

ezilmiş bir domatese bakar gibi değil de

sanki İsmail İsmail değilmiş de

herkeslerden biriymiş gibi bakar

bunu anlar anlamaz İsmail

kaçırır gözlerini

İsmail korkar

korkmak üzre büyümüştür İsmail

korkmaktır onun için islamın altıncı şartı

ilk mektepte her pazartesi ve her cuma

korkma diye başlayan marşı

bağıra bağıra okumuş olsa da

geç kalmıştır Cumhuriyet

korku İsmail’in hücrelerine

çoktan kök salmıştır

İsmail bir dursaydı

bir düşünseydi belki

böyle bir İsmail değil de

başka bir İsmail olurdu

ama nerde!

dünya fırsat verir mi ki İsmail düşünsün

anası, mahalleli, patronu ve Allah

hepsinin bunca beklediği varken ondan

İsmail ne yapsın?

‘cogito ergo sum’u görse mertek sanır

felsefe dergisi falan bilmez İsmail

alsa alsa üç ayda bir ya playboy ya penthause alır

rüyasında göremeyeceği kadınlara içinden hallenir de

utana sıkıla gece yarıları buz gibi suda abdest alır

Kadere karşı plan yapardı eskiden İsmail
hepsi elinde patladı
bir dal bir yaprak gibi zayıf ve iradesizdi
bir zaman geldi anladı
anladıktan sonra
artık gelen de birdi İsmail için giden de bir
varlık da bir İsmail için yokluk da bir
gitmek de bir İsmail için kalmak da bir
uykuları hariç her şey bir
az tasavvuftan anlasaydı İsmail
Hallac’ın bin yıl önce dediğini tasdiklerdi
ama İsmail tasavvuf bilmez
fakir ve önemsiz olduğundan
tasarruf bilir

Gel derler İsmail gelir
git derler gider İsmail
gözü saatinde
aklı yatağında
çünkü bilir
en uzun günün bile
bitmediği görülmemiştir
gel demeler
git demeler
otur demeler
kalk demeler
biter
gece olur
o zaman onun sırası gelir
emekli bir maarif müfettişinin
maaş sırasında beklediği gibi
kayıtsız ve yarı ölü
bekler sırasını
çok çok bir bismilşah çeker içinden
duyursun diye duyacak olana duyuracak olan
dua eder

Mütemadiyen korkar İsmail

odasında sigara içerken babasından korkar

anasının bir gün öleceğinden korkar

ara sıra içi geçer gibi olduğunda

ustasından korkar

sinemada keyif yapıp

kolayla mısır almaya yeltense

parasının biteceğinden korkar

arabalardan korkar İsmail

köpeklerden korkar

devletten korkar İsmail

Allah’tan korkar

korka korka gelmiştir bu yaşına

korktuklarının tek oyuncağını

uykularını elinden alacağından korkar

Çaresiz rüyalara sığınır İsmail

güzel rüyalarını tamamlamadan uyandığında

gözlerini sıkıca yumup devam etmeye çalışır

lakin mantığı girer devreye, beceremez

kötü rüyaların ortasında uyandığındaysa

derin bir euzu çeker

bir tek yatağındayken İsmail’dir İsmail

bir uyurken

bir rüyada

bir de uyandığında

geri kalan yaşamak oyununda

İsmail değildir aslında İsmail

bilir

Ne annesinin

ne mahallelinin

ne de kadınların

en sevdiği değildir

esasen kimsenin hiçbir şeyi değildir

varlığı bir karıncanın varlığı kadar tesirsizdir ve

yokluğu

hiçbir şey değiştirmeyecek kadar önemsiz

sayıların başına konan sıfır gibidir İsmail

bilir

Çaresiz uykulara sığınır İsmail

uyuduğu zamanlarda iyidir

ama bazen uykusu gelmez

o zaman bir sigara yakar

parka çıkar

gözünde akıtmaya korktuğu

bir damla yaş belirir

usulca

sessizce

kendi kendine

delirir İsmail

delirir!

Sürprizli final bekleyenler çok bekler

akıllıyken kimi şaşırtmış ki delirdiğinde şaşırtsın?

bir sabah her sabah uyandığı gibi uyanmaz İsmail

tertemiz delirir!

sonra?

sonrası herkese malum olur

hiçbir yerli İsmail’in hikayesi.

Ali Lidar – 2 Eylül 2018

...