19
Oca

Soğuk

Şu kapıda yarım bıraktığım intihara dönüyor yüzünü bileklerim
Ayaklarım göklerden gelen bir davete icabet ediyor ansızın
Kulaklarım eski bir sese galebe çalıyor
Yürek dilleniyor, sesler boğuk
Ve soğuk
Yalnız düşmüşe soğuktur ancak

Anlatamam
Öyle karanlık, öyle dipsiz, öyle arı
Duvarlar bozmazsa bu gece şahitliği
Gelmeye devam ederse üstüme
Soğuk ayrı, duvar ayrı
Ve bin yıl daha getirmeyeceksen baharı
Sen ey koca tanrı
Çöz yorgan diye bağladığın yükü
Sırtımız artık rahat etsin
Üşümek benim de ciğerimin derdidir gayrı
Üzerime ört şu toprağı gitsin.

Cem Hayat – 19 Ocak 2017


10
Oca

Matruşka Gibi

Gözlerinde bir hakikat vardı
Ona varabilmek için uzadım durdum
Yüreğim koşar adım yanaştı, çoğaldı O’nda
Varmanın, hakikati bulmanın telaşı sardı bir anda
Ve bir merakla bağırdı
Çığlık oldu
Matruşkalara benzetti, yarattı nefesinde
Açtıkça bir başka O’nu karşılamanın, bir başka ona varmanın sevinciyle
‘Ben kimim’i sordu gözleri ve cevabı, O’nun varlığı.
Tanrı nasıl bir insanı bütünleştirip sunmuştu
İnsanlığın üzerine serperek hem de…
O ben mi? Ben o mu? Aklıma uydurdum hepsini ve yüreğimde birleştirdim. Gölgesini kendi karanlığımdan ayırdığım an dünyayı O’nun hakikatiyle anladım.

Hakikat üç beş kelamın boynunu bükmesi değil, ondaki canın soluk almasıydı. Ellerimi açtığım an dilimden göğe uçtu birkaç ayet-i kelime

“Bize verilen kıymetlidir. Senden gelendir. Onu koruyacağız, sakınacağız.  Varlık sahasına girip onunla bir yanacağız”…

Eğer sana varlığını hatırlatan bir çöp bile olsa onu öpüp başına koymalısın dendi. Sonra varlığına ve onu hatırlatan varlığa şükretmelisin.

Ondan geleni korumak senin işin, varmak istediğin her yer koruduğun hakikatler olacak…

 Sevinç Özilice – 10 Ocak 2017


8
Oca

Öleceksek Ölelim

zemheri ayazında
dudaklarımı okumayı bırak
kelimelerin teferruat olduğu bir oyundur hayat
sözler anlamın ağırlığıyla çökerler
sen uçarı duyguların sana konduğu yere bak
plan yapma yorulursun
kaderi tasarlama boşuna
suya düşer planların
gözün uymaz olur kaşına
sana oyununun bilmediği bir eğimle
gövdene teslim olacak bir duruş gerek
bilme bilirsen kovulursun
sana cehaletle unufak olacak bir savruluş gerek
bana sorma sorarsan sana seni unutturacak bir varoluş gerek
sakın ümidini kesme bahardan
kar erir, yaz soğur, güz kalır elbet
senin ismin gönlümde üzeri çizilmiş durur
nicedir mıhlanmış gibi çekici hatırımda yok
ölmüş bir süvarisin atın hala koşuyor
ne yapsan şavlonlarla dans
ne etsen muhakemeye everans
yazık sana
bu orman yüktür
ars
lan
ları
na
sebepleri kobay
sonuçları muamma
bu etrafı çöl
bu susuzluk
bu aşılması imkansız göl
bu bir türlü yavrulamayan döl
ey bütün kırbaçların izi hatrına
ölmek ayıp değil sevgilim
öleceksen
lütfen
öl

Alper Gencer – 08 Ocak 2017


17
Ara

Mihmanın Saltanatı

durduğum yerde doğrulup
omuzlayabilir misin çürümüş nefesimi
”su çürür”, insan çürümekten parçalanır
sen ey düşkünlerin düşkünü!
çürütebilir misin kalbin etrafında,
eteksiz sema dönen rüzgârın iradesini
o ki
yılkılarca dalgalandırmış geniş omuzlu bozkırı
ve kürt dağlarının yalnız ağacının el süreni,
çıplak bırakan yangınların kibirli yalnızı
dur diyebilir misin karşısına dikilip
önüne kattığını toplayabilir misin
ektiğini sakınıp,
biçtiğini yediğinden çok tutabilir misin elinde
baş eğ
bin yıllar evliyaya gölge duran anadolu’nun
baş kaldıramazsın sağır fermandarına

baktığım yüzünün şiirini çizebilir misin
baktığında orda olmayacak olanın
sesinin şiirini duyabilir misin
sen ey acizler acizi!
bir aşktan bir aşka tohum taşıyan,
insan söktükçe
üflenip toğrağa can diken hükümdarın
ellerini kesebilir misin

Baran Tezdönen – 17 Aralık 2016


11
Ara

Sesin Kaybı

Hayatın her alanında bir kayba uğruyor insan gerek beden gerek ruh gerekse zihninde…

Arıyor kaybını tüm boşluklarda izini sorguluyor adım adım.

Ben de o boşluklardan birindeyim. Kayıp bir ses boşluğu… Arıyorum sesimi. Boşlukta yankı bulan o ses, duyamıyorum. Kulaklarımla bir yol haritası çiziyorum o yolu takip ederek arıyorum, bulamıyorum. Kayboluyor yine. Bulunca yapacağım şey avuçlarımın arasına alıp tutmak ve duyduğum o sesi nefesime dökmek. Kaybolabiliyor işte her şey gibi sesler, sözler, anlamlar…

Korumak istiyorum onları. Henüz hayat bulmamış, tanıklık etmemiş dünyaya.

Yaşatmak istiyorum. Can bulsun diye, canları doldursun diye.

Bulamıyorum. Aradığım ses kayıp bir ses. Hangi boşlukta yankı buluyor, bilmiyorum. Acelece ve acemice koşuyorum yakaladığımı sanıp alıyorum avuçlarımın arasına fakat bulduğum ses yaşamış, tanıklık etmiş, can bulmuş.

Ben yaşamamış o sesin peşinde kulaklarımı bekçi etmiş kovalıyorum ha kovalıyorum. Bir saklambaç oyununda ya da bir ebe arayan oyun kuramında.

Bekliyorum. O sesin de beni beklediğini bilerek. Onu yaşatmak adına bekliyorum.

Dünya döndükçe kendi çemberinin dışında, bizi içine aldığı çemberin dönmediğini sanıyorum. Duruyorum. Ne ölüme ne umutsuzluğa ne savaşa ne de dünyada ses bulmuş çirkin anlamlar değil beklediğim. Onlar beklediğimi görünce tutuyor kulaklarımı ve söylüyorlar bana evrendeki seslerin sırrını:

“Bu evren bizi sahiplendi beklediğin ses ya da kaybettiğin ya da arayıp durduğun o ses, gelir mi bilmem. Baksana insanoğlu hep oraya koşuyor ve orda biz varız…” Ben yine de bekliyorum yeşil ışık yanacak benim kulağıma tanıklık etmiş yollarda ve tüm insanlığı da aydınlatacak sesleri doğuracak o yollarda.

Sevinç Özilice – 11 Aralık 2016