8
Eyl

BORRRRRRRRRR!!!!!!

 

”Pizzanız kaç dilim olsun? Sekiz…”

Pizzacılarda işi sadece pizzayı parçalara ayırmakla görevle birisi vardır. İşte bizim dükyanda da öyle bir adam var, ”AGA” doğulu falan değil Bartın’lı. Çok seri konuşuyor.

-Abi sen işe motorla gidip geliyorsun di mi?
-Evet, güzel di mi? (Bu cümlenin ”kafan sikilmeye hazır mı?” uyarısı olduğunu keşke daha önce farketseydim)
-Aynen abi sağlam motor ya… Abi sen neden… (yarım kaldı)
-Güzel tabii ya. Şimdi bana diyeceksin ”abi sen neden motorculuk yapmıyorsun da mutfaktasın, madem motur kullanmayı da seviyorsun?” Kardeşim ben motor kullanmanın hastası ve motor kullanmayı özel zevk haline getirmiş bir adamım. Ben o motoru aldığımda o parayla evleniliyordu. Ben o motoru almak için nişan attım lan. Babam dedi ”oğlum sen manyak mısın? karı alacağını motor mu alınır?”, dedim baba ben motora binmeyi daha çok seviyorum. (Mutfaktaki herkes sırıtır, bu arada baya bir pizzayı anlatmanın verdiği gazla parçalara ayırdı.) Lan moturu aldığım ilk günü hatırlıyorum. Eve bir gidişim var… OFFFFF… Çektim kapının önüne makinayı, gaz veriyorum…. BORRRRRR, BORRRRRRR, BORRRRRRRRR…. Bizim bilader çıkmış kapının önüne, komşular demiş ”Noluyo lan deprem mi oluyo, sallandık mı ” Öyle bir motor. Benim özel zevkim aga bu…
-Anladı….(yine yarım kaldı)
-Diyceğim bu benim özel zevkimse kardeşim, ben bunu iş olarak yapmam. Niye yapayım ya, insan sevdiği işin yapmalı derler ama hikaye o. Ben işten çıkıyorum abi, kaskımı takıyorum ağzımda da sigara. Güngörene kadar basıyorum. BORRRRRRRR, BORRRRRRR…. Yanımda Mercedes mi geçiyor, Bmw mi? Sikimde değil… Bi basıyorum BORRRRRR diye, yaprak gibi bakıyorlar. İçinde kim bilir hangi orospu çocugu var. İşte ben bu zevki her gün yarım saat tadıyorum, niye 12 saate yayıp içine edeyim anladın mı?
-Evet abi, ben aşağı iniyorum yemeğe, pizzam çıktı.
-Dur lan ben de geliyorum, beraber yeriz. Bak sana ne anlatıcam şimdi, motorla memlekete gittim bir defa….

 

Onur Dalar – 10 Eylül 2012

 


21
Ağu

Bir Banka Soygununun Hazırlanışı – (2)

Soyguncu-2‘nin evinde iş çıkışı buluşmuşlardı. Soyguncu-2 yalnız yaşıyordu. Küçük yemek masasının etrafındaki 3 tahta sandalyeye oturmuşlardı. Her şey filmlerdeki gibi olmalıydı. Saatin geceyarısını geçip, etrafın sessizleşmesini beklediler. Planı yapan Soyguncu-1 birden çok kararlı bir şekilde ciddi ses tonuyla konuşmaya başladı. Arka cebinde bulunan 8’e katlanmış kağıt parçasını çıkardı, açtı, masanın üstüne koydu… ve çizimi gösterdi.

-Bakın beyler, burası Merkez Bankası.
-…
-…

Soyguncu-2 ve Soyguncu-3 şaşırmış bir şekilde Soyguncu-1‘e bakakaldılar.

-Şaka lan şaka, bir sikim değil…

Güldüler.

Soyguncu-2 kağıdı buruşturup attı.

2: Hadi sikicem şakanı, ne anlatıcaksan anlat.

1:Şimdi bize 3 tane silah lazım. Onun için de para lazım. Merak etmeyin ben para işini ayarladım, silahları da ayarladım.

Soyguncu-1 silahları çıkarıp masanın üstüne koydu. Soyguncu-3 hemen bir silahı eline aldı. Öyle bir kavradı, tekrardan masanın üstüne bıraktı.

3:Ben kullanmayı bilmem.

2:Ben askerde kullandım. Ama 3 atış yaptım, hepsi de karavana. Başka da attırmadılar zaten.

1:Ben de Vietnam’da Amerikan Ordusunda savaştım. Biliyom bilmediğinizi amına koyim. Ben de keskin nişancı değilim zaten çok bilmenize de gerek yok.

(…)

1: Gireceğimiz yerin 1 tane güvenlik görevlisi var zaten. Bir şey olursa çıkartıp sıkarsınız herife. Ama amaç o değil. Amacımız mümkün olan en az hengame ile silahımıza davranmaya gerek olmayacak şekilde bir an önce paraları alıp ordan uzaklaşmak.

2: Aynen ne gerek var amına koyim

1: Tabi lan

3: Nasıl olacak o? Adamlar bize ”buyrun,soyun bankayı” mı diyecekler?

1: Şöyle olacak. Güvenlik görevlisi hep kapıda durmuyor. Çoğu zaman makinadan numara vermek için, insanlara yardımcı olmak için içeride oluyor. İşte herif içeride olduğu bir anda üçümüz aynı anda içeri dalıcaz. Bir kişi silahı adamın alnına dayıycak, diğeri de silahla ense köküne bir tane patlatıp adamı bayıltcak.

3: Kim alnına dayıycak, kim patlatcak kafasına silahı?

1: Ben vururum ense köküne, silahı da bu (soyguncu-2) tutar.

3: Ben napcam?

1: Sen bi şey yapmıycan çünkü salaksın. Bayıltcam diye herifin kafasını patlatıp öldürürsün, Elinin ayarı yok.

2,1: HAHAHHAHAHAHHAHAHAHA (gülüyorlar)

3: Siktir lan

1: Sonra bunla (soyguncu-2) ben paraları çuvallara doldurcaz.

3: Onu da mı ben yapmıycam amına koyim?

1: Hee,evet. Sen doldurana kadar polisler gelir, kıçını kaldıramazsın.

2,1: HAHAHAHHAHAHAHAHAHAH(yine gülüyorlar)

3: Ben ne sikim yapıcam, gelmeyeyim bari amına koyim.

1: Valla ne yalan söyleyeyim, planı yaparken senin bir boka yaramayacağını farkettim. Keşke bu beceriksize söylemeseydim ikimiz yapardık dedim içimden.

2,1: HAHAHAHHAHAHAHAHAHAH( soyguncu-3’ün siniri bozuldu artık)

1: Ama iş işten geçti dedim , artık soygun yapacağımızı bildiğinden mecburen bizimlesin.

3: Hay sikim yapacağın planı ya.

1: Şaka bir yana sana en önemli görevi verdim ortak.

3: Ne lan, ne!?

1: Biz güvenlik görevlisini bayılttıktan sonra, silahını havaya kaldırıp bağıracaksın: ” ELLER YUKARI, BU BİR SOYGUNDUR! TERS BİR HAREKET YAPANI MIHLARIM! KİMSEYE ZARAR VERMEK İSTEMİYORUZ, BİZ ADS-ZAK ÖRGÜTÜNÜN MİLİTANLARIYIZ!”

3: Ne örgütü lan, sen bizi siktirmeye kararlısın galiba!

2: Harbi lan, örgüt nerden çıktı?!

1: Ulan saf herifler, ortaya bir örgüt ismi atıcağız ki hem zaman kazanalım hem de bizden şüpheleri azalsın. Nasıl olsa sicilimiz de temiz. Dikkatler başka yere çekilir.

3: Ne diycektim peki, neydi örgütün adı ?

1: ADS-ZAK!

3: Ne demek o?

2: Açılımı ne?

1: A-lemi D-erinden S-arsıcaz ! Z-enginlerin A-mına K-oyucaz !

1,2,3: HAHAHHAHAHAHAHAHAHAHAHAHAHAHAH( sırayla anırdılar)

 21 Ağustos 2012


19
Ağu

Bir Banka Soygununun Hazırlanışı – (1)

            “50 yaşında dünyaya bakışı 20 yaşındaki bakışıyla aynı olan adam hayatının 30 yılını boşa harcamıştır.” Muhammed Ali

 

SOYGUNCU (1): Hani derler ya; insan, zaman ve mekan düzleminde yaşar diye… Hakkaten öyleymiş. Ben bunu gecenin bir saatinde kafamı yastığa koymuş uyumaya çalışırken farkettim. Birden içime bir şey oturdu. Küçük bir hesap yaptım. Bulunduğumuz yıldan, doğduğum yılı çıkardım ve önümüzdeki 29 şubatta 29 yaşıma gireceğimi farkettim. Doğumgünüm 4 yılda bir olabildiğinden olacak belki de… Nasıl yaşlandığımın farkına varmıyorum. 29 yaşıma geldim ve hala aynı adamım. Hala bazı şeyler olmuyor. Neden olmuyor? Ben de bazı şeyleri yapamıyorum çünkü, korkaklığımdan… Bazı şeylerden korkuyorum. İşte o anda korkmak için pek sebebim olmadığını anladım. Sigara,alkol,fazla kilolar… En fazla 50 yaşına kadar yaşarım. 50’den çıkar 29’u… 21 sene kalır. Şurda 5 doğumgünüm daha var, sonra ölüyorum.

SOYGUNCU (2): Küçükken hep düşünürdüm: Yarın kıyamet kopacak olsa ne yapardım acaba? Gidip açılamadığım kıza onu sevdiğimi söylerdim. Ya da gider sevmediğim birine kötü bir şey yapardım. Döverdim falan… Şimdi düşünüyorum. Ulan ne vasat adammışım ben. Kıyamet kopuyor ulan kıyamet, insan bu kadar küçük düşünür mü? Yarın ortada parçalarımız bile olmayacak. Git o kızı sik, adamın da anasını sik. Neden korkuyorsun be salak herif? Cehenneme gitmekten korkuyorsan git 1 günde namaz kılmayı öğren bari… Ah ulan ah! Küçüklüğümden beri küçük düşünmeye alıştım. Geldim 32 yaşına hala küçük düşünüyorum. Senelerdir orda burda çalışıyorum, para biriktirecez de, ortak bulacaz da , bankadan kredi alacaz da küçük bir yer açacaz… Yok arkadaş ben vazgeçtim, herkese hayatta başarılar diliyorum. Ben küçük bir yer falan açmıyorum, küçük bir silah alıyorum ve büyük bir yer soyuyorum.

SOYGUNCU (3): Hapse mi düşeriz? Düşelim amına koyim. En azından akşam ne yiycez diye düşünmeyiz! Bir de o geçen gittiğimde yüzüme bakmayan veznedar var ya… Onun var ya aklını alıcam aklını, yavvvvvvşakkkkk!

 


2
Ağu

Sonsuz – (2) Senin de aşkın yarine kavuşmak diler ya..

Toprak susuzluktan çatlamıştı, sarı sıcaklar gittikçe daha çok bunaltıyordu. Yaz aylarının getirdiği bıkkınlık ve sürekli yaşanan savaşlar, bölgede yaşayan herkesi tedirgin etmişti. Yüzyıllardır yaşadıkları topraklarda, güneyden ve doğudan gelenlerin bıraktıkları acılar hala tazeydi.
Uzun yıllardır Pîrine ikrar vermiş, lakin artık canı yüreğine gelmişti. Bir dünya gözüyle görseydi, geride bıraktıklarını. İçine bir kor düşmüştü, mutlaka gidip görmeliydi Dorylaion’daki evini.
İlk buralara geldiği zamanları anımsıyordu…

Şehre indiğinde duymuştu, yakınlarda bir dergahta zorda kalanlara yardım ediyorlardı. Yoksullar arasında ünü yaygın olan bu dergaha gitmişti. Bıyıkları henüz daha yeni terlemişti o zamanlar, civan gibi bir delikanlıydı. Zor durumda olmasa gideceği de yoktu hani. Tarlasını öküzleriyle yeni sürmüş, buğday tohumlarının toprakla hemhal olması gerekiyordu, mevsimlerden güzdü. Dergaha vardığında dervişlere rasgeldi. Delikanlılığın verdiği hevesle heyecanlı heyecanlı;

– Ağam yanımda elma getirdim, buğdayla takas etmek isterim.

Onu önce Gözcü Baba’ya, Gözcü Baba’da onu Hünkar’ın huzuruna çıkarttı, hiç böylesi bir tavrı beklemiyordu ama anlatmışlardı da. Kapıdan takas yapar geceye kalmadan da hemen yola düşerim diyordu, telaşesi bunun içindi.
Hünkar’ın huzuruna vardığında epey uzun zamandır onu bekliyor olabileceğini düşündü. Pîr de bu tavrı doğrular biçimde uzun yıllardır görmek dilediği bir dostuymuş gibi ona bakıyordu.

Pîr uzun boyluydu, sakalı göğsüne iniyordu, yüzünden nur balkıyan, babacan tavırlı yaşlıca bir adamdı. Görenlerde saygıyla karışık bir sevgi uyandırıyordu. Konuşması çok içten oldu;

– Gözcü baba söyledi erenler, bizden buğday istermişsin.

– He ya ağam! diyebildi utangaç, hiç böyle olmamıştı oysa ki. Tuttuğunu koparırdı, inatçıydı da. Ama ağzından “he ya ağam” dan gayrı söz çıkmamıştı.

– Rahat ol erenler, burası senin evindir.

Pîrin bu sözleri onu rahatlatmış, mutlu etmişti. Dedikleri kadarda varmış diye düşündü. Söze başladı;

-Tarlamı yeni tapanladım ağam. Tohum eksikti, çevreden duydum ki yoksullara hizmet edermişsiniz. Bende yanıma biraz elma aldım, dergahtan buğdayla takas etmek isterim.

– Erenler, sana buğdayı verelim lakin biz sana nefes vermek dileriz.
İlkin ekeceği tarlayı düşünmüş, delikanlılığın verdiği coşkuyla, itiraz etmiş;

– Hayır ben buğday istiyorum, demiş utanmışta bu ısrarında.
Pîr, gülerek başını sallamış peki deyip, göndermiş Gözcü babanın ardı sıra.
Dorylaion’a doğru yola koyulmuştu, vakit akşama varmak üzereydi. Şehirden çıkmış ama içini de bir kuşku sarmıştı, bir tarlasını bir buğday yerine alacağı nefesi düşündü. Çok dervişler görmüştü. Ama dervişlerin sırrı üzerine hiç düşünmemişti. Cem cemaat olduklarını, birbirinden helallik almadan iş görmediklerini anlatmışlardı köylüğünde ama varsa yoksa tarla tapandı. İçini kemiren bu düşüncelerle birlikte gerisin geri döndü. Yolda epey düşünceliydi. Gitmesem ya dedi. En iyisi eve dönmekti. Peki ya nefes alırsa..
Elindekileri Gözcü Baba’ya teslim etti. Gözcü Baba durumdan mennun ama belli etmeksizin;

– Buyur yine hoş geldin erenler, ne ararsın? İstediğin alamadın mı yoksa?

– Yok ağam aldım almasına ya, ben buğdayı verip nefes almak dilerim.

Gözcü Baba önde Yunus arkada, yürüdüler Hacı Bektaş’ın yanına. Hacı Bektaş tekkenin dışında bağdaş kurup oturmuş gül dalına konmuş bülbülü seyretmekteydi. “Senin de aşkın yarine kavuşmak diler ya” dedi, gözüyle bülbülü süzerek..

Yunus’u görünce kalktı, gülerek ona doğru yürüdü;

– Ooo erenler hoş geldin karar mı değiştirdin yoksa, nefes mi dilersin.

– Öyle gerekti ağam, içime düşürdüğün kuşku yol boyu gelmemi söyledi, bende geldim işte.

– Yalnız erenler, senin kilidini biz Taptuk’a verdik, dedi.
Biraz ümidi kırılmıştı, çünkü ne söylendiğini anlayamamıştı ama merak dolu gözlerle Karacaahmet’in peşinden çıktı gitti..

 

Sercan Aydoğan – 02 Ağustos 2012


24
Tem

Sonsuz

Büyük düşün (!) sen
“Yeni Akit”sin tavşanı tazıya boğdurur, yersin..
Eskisini yele sermek dilersin ama her yeni içinde eskiyi de getirir tüm karanlığıyla, unutturmak dilersin..
Ve lanetlersin bir öncekini sanki kendin bir bakıma “o” değilmişsin gibi..
Kendinden olmayana, boşver pezevengi dersin..
Çünkü, karşına dikilip namusluca hesap soranlar, karanlığını yırtıp atanlardı onlar..
Çünkü, zulmün kara bahçelerinde “döne döne semaha tutuşanlar”dı onlar..

 
Sercan Aydoğan – 24 Temmuz 2012