12
May

SADECE BABALARA ANLATILABİLECEK BAZI ŞEYLER

“Babalarını kalplerinin cennetinde saklayan Soma’lı çocuklara”

Benim babam işçiydi. Şeker Fabrikasında çalıştı otuz yıl. Öyle tehlikeli bir iş yaptığı söylenemezdi. Fabrikanın Ziraat kısmının park-bahçe bölümünde çiçekle böcekle falan ilgilenirdi. Sabah sekizde işe gider beş buçukta da işten çıkardı. Ve ben neredeyse çocukluğumun her beş buçuğuyla altısı arasını havanın durumuna göre bahçede, eşikte ya da cama tüneyerek geçirirdim. Bir keresinde babamın işten çıkacağı saate yakın bir telefon geldi. İş kazası geçirmiş. Bakımını yaptığı çim biçme makinesine elini kaptırmış. Ambulansla hastaneye götürmüşler. Ona bir şey olacak diye öyle korktum ki, nerede ne zaman babasına bir şey olduğunu düşünen bir çocuk görsem onun acısını bütün kalbimle hissederim hala. Allahtan çok ciddi değilmiş durumu. Bir kaç dikiş ve bir hafta raporla döndü eve…

O zamanlar kahve alışkanlığı vardı babamın. Annemin deyişiyle “kumara” giderdi bazı akşamlar iş çıkışı. Kumar denilen şeyin çayına kahvesine çevirilen okey olduğunu yıllar sonra anladım. Ama anneme şimdi bile sorsanız, babamın o zamanlar kumar oynadığını söylemeye devam eder…

Saat altıyı geçtiyse ve babam gelmediyse eve yüzüm düşer, boynum bükülür, eve geçip, sessizce çekyatın köşesine ilişip hiç konuşmadan, başımı dizlerimin arasına çekip beklemeye başlardım. Annem hep evdeydi. Kardeşlerim de vardı. Ama ben beklerdim babamı. Çünkü babam başkaydı. Bazı şeyler olurdu hep ve onları sadece babama anlatabilirdim. (Bütün erkek evlatlar bilir, bazı şeyler sadece babalara anlatılır…)

Oyundan kalkamayıp eve gece yarısına doğru geldiği zamanlar olurdu. Öyle zamanlarda hayvan gibi uykum da gelse uyumaz, inatla babamı beklerdim tünediğim pencerenin kenarında. Evin köşesinde belirdiğinde de, sanki ben bütün akşam onu beklememişim gibi ya da o perdenin oynamasından benim beklediğimi anlamazmış gibi koşarak yatağıma gider, gözlerimi sımsıkı yumar ve uyuyormuş gibi yapardım. Bir tür küslük oyunu oynardım kendimce. Bugün bile çözebilmiş değilim o psikolojiyi. Bütün akşam gelmesini beklediğim babam eve girdiğinde niye uyuduğumu zannetsin isterdim, bilemiyorum. Ama bir şeyi çok iyi bilirdim. Babam eve girer, annem ona bağırır, o genelde sesini çıkarmaz, ben kulaklarımı ve gözlerimi sımsıkı kapatıp annemin yorulmasını, bağırışlarının ve ağlamalarının bitmesini, öfkeyle yatak odasına gidip kapıyı da çarparak kapatmasını beklerdim. Çünkü öyle zamanlarda babam usulca yanıma sokulur, uyuduğumu düşündüğü için parmaklarının ucuyla saçlarımı okşar, “güzel oğlum benim” diye fısıldayıp ufak ufak kendine yer açar ve benimle uyurdu. Ben de uyanık olduğumu çaktırmamaya çalışarak onun ter, sigara ve çiçek karışımı, hala unutamadığım, dünyanın en eşsiz kokusunu, ‘babam kokusunu’ içime çeker, çeker, çeker, dünyanın en güzel uykusuna yatardım…

Mutlulukla mutsuzluğun çok da fark etmediği anlar vardır. Çünkü bazen eve gelen babalar bir takım mutsuzlukların nedeni ya da sonucu olabilirler. Ama ne olursa olsun bir çocuk için dünyanın en güven veren ve kendini en güçlü hissettiren hissi babanın bir şekilde eve gelmesidir. Babaları eve gel-e-meyen tüm oğullar ne demek istediğimi çok iyi bilir!

Ali Lidar – 13 Mayıs 2015

...