25
Tem

Sonsuz – (13) Yakarca

adnan yücel’e

Bütün bir hayatımız oyundan ibaret. Almak istediğimizi değil vermek istedikleri kadarını veriyorlar. Biz de kırmıyoruz, alıyoruz. Abarttığımız da oluyor. Söylemi ortaya atanın, esas anlamda bizi ters köşe yapmasını seviyoruz. Meclis tutanakları on yıl sonra açıklanıyor mesela. Dönüp “hadi lan o da var mıymış” diyoruz. Salaklığımız tutanak aralarından sızıyor. Bir kişinin bir şeyleri açıklaması için, o yaptığı şeyin unutulması gerekiyor. Unuttuğumuzda da bir daha hatırlamamak üzere, unuttuğumuz şeyin fanatik savunucuları olabiliyoruz. Belki de çocukluğumuza tutsağız, hiç çıkamadık gün yüzüne. Hep bizi kandırıp çikolatamızı elimizden alana meylimiz. O gelişti, bir yerde kaldı ama biz o yerde hiç bulunmadık. Belki de hep o durduğu yerdedir; kokuşmuş olan. Bizleri insanlığımızdan edip, birer kurguya dönüştüren herkese, çok uğraşmasalar da şükranlarımı sunuyorum. Bir ara düşünmüştüm, bizi bize düşman eden ne acaba diye. Bir borazan alırsınız diyelim üflemek için. Borazan çığrılacak mesafe ne kadar büyürse, genişlerse; seste o derece dağılır. Sesinizi karşı taraftan duyduğunuzda “ama ben bunu demedim ki” dersiniz. Ama iş içten geçmiştir, çoktan ünsüzler ünlülere dönüşmüştür. Biz de böyle ünsüzleri ünlülere çevirerek, ünsüz düşmanı oluyoruz. Karşımızdaki bizi bitirme, yok etme planları yaparken; biz kendimizi nasıl savunacağımız üzerine düşünüyoruz. Ama bize yönelen silahın, ekseriyeti ağırlığın daha fazla olarak karşımızdakine enjekte edildiğini; aslında bu iki düşüncenin de aynı kaynaktan beslendiğini unutuyoruz. Ve birinin el çırpmasına benziyor zuhur edecek olan; “hızla gelişecek kalbimiz”. Bizim korumak telaşımız artarken, karşımızdakinin saldırı telaşı, azgınlığı artıyor. Ve bu bizden başka herkesin hesabına alacak kaydediliyor. Bu oyunda biz kaybediyoruz, ve bir sonuç olarak hep dibe batmak zorundayız. İnsani özne yerine birer kuklayız, o eski oyunu oynuyoruz perdede. Karagöz ise bildiğiniz; sinirli, kavgacı..

Sercan Aydoğan – 25 Temmuz 2014

...