9
Şub

Sonsuz – (16) Bunaltı

 

Anlamın kendisini çağrıştırdığı biçimiyle bunalmış, sıtkım sıyrılmış bir vaziyetteyim. Uzun zamandır yaptığımız, işlediğimiz veya yapmak ve işlemek durumunda olduğumuz şeylerin bugün ki halini görünce ister istemez bir umutsuzluğa düşüyorum. Umutsuzluğa düşmekteki esas meselenin her şeye rağmen yine o güneşi görüyor olmanın, ancak dilin eskisi gibi söz söylemeyi değil de sükut etmeyi daha kıymetli hale getirdiğini görüyor olmam.

Bindiğiniz teknenin ilerde alabora olacağını görürsünüz. Hatta deyim yerindeyse alabora olması için elinizden geleni vakti zamanında yapmışsınızdır. Ve o sonu siz baştan çizmiştirsiniz. Bildiğini söylemek ve deli olmanın birbirini dengelediği bir vakittir burası. Vaktin, karanlığa delil diye uyandırıldığı..

Bugün üç beş kişinin etrafında dönen ve büyükçe bir kitlenin kurduğu hayallerle tamamen zıt olduğunu düşündüğüm bir örgü var. İnsanlar öldürülürken, çocuklara kıyılırken sesi çıkmayanlar her nasılsa, yağmurdan sonra gün yüzüne çıkan sıçanlara benziyorlar: Onlar gün yüzüne çıktıkça bizim bulantılarımız artıyor: Onlar küçük dünyaları yaratmış gibi tısladıkça bizim az olana meylimiz artıyor.

Günün artık bir şeylere varsıl olduğunu düşünüyorum. Nitekim ölümlerle sınanırken bir yanımız, bir yanımıza gün düşüyor. Bir yanımız düşen günü arzuyla, seyirle karşılarken; öte yanımız doğan güne bakan yanımızı kötülüyor. Oradan bir düşman çıkarıyor; olmayan.

Oysa, biz kervan düzüp, bu diyara geldiğimizde iyi ve kötü yoktu. İyi ve kötünün üzerinde, düşüncemize tutsak olunmamıştı henüz. Binlerce yıl da var olan bu dem de bir güvercin havalanmış, ve kurulduğu o divanda başlamıştı oysa hikayemiz..

ADI SON OLAMAYACAK BİR BAŞLANGIÇ BELKİ

Bundan sonrası arkadaşın hikayesidir… Kişi düşündüğü şeyleri ne oranda toplumsal alana yansıtır ve anlatmaya başlarsa, o oranda toplamın dışında kalıyor. Ve, artık baş edemez oluyor; aklını ve o bitimsiz aşkını çoktan kurban etmiş olanlarla. Ve bu toplam bizden hep kurbanlar bekliyor: adı yarın olan.

Ve, o benden mektup bekliyor.

Sercan Aydoğan – 09 Şubat 2015

...