Yazar Arşivi

0
2
May

BÜTÜN EFBİAY AJANLARI PUŞT!

Efbiay ajanlarının peşime düştüğü
rüyalardan beni kurtaran kıvırcık saçlı kadındın
varlığına kıldığım iki rekat şükür namazı
babamla kıldığım ilk bayram namazından sonra
kıldığım en süper ikinci namazdı

tramvay raylarının içine ettiği şehirde
güzel şeyler de vardı Sazova Parkı ve sen
gerisi acayip günah gerisi anmaya değmez
tutmayan iddaa kuponu gibi
iki dakka önce umut
iki dakka sonra çöp

çöplerin arasında Suriyeli çocuklar
çocuklara yanıyorum en çok içimi eziyor tramvaylar
çocuklar sızdı araya bu şiir burda biter!
triple bitti ya şiir kesin bu gece rüyama
kesin bu gece rüyama siayey ajanları girer!

Ali Lidar – 09 Nisan 2016

 

0
30
May

Adamın dibi, Alper Gencer.

gencer-lidar

Ali Lidar – 30 Mayıs 2015

0
12
May

SADECE BABALARA ANLATILABİLECEK BAZI ŞEYLER

“Babalarını kalplerinin cennetinde saklayan Soma’lı çocuklara”

Benim babam işçiydi. Şeker Fabrikasında çalıştı otuz yıl. Öyle tehlikeli bir iş yaptığı söylenemezdi. Fabrikanın Ziraat kısmının park-bahçe bölümünde çiçekle böcekle falan ilgilenirdi. Sabah sekizde işe gider beş buçukta da işten çıkardı. Ve ben neredeyse çocukluğumun her beş buçuğuyla altısı arasını havanın durumuna göre bahçede, eşikte ya da cama tüneyerek geçirirdim. Bir keresinde babamın işten çıkacağı saate yakın bir telefon geldi. İş kazası geçirmiş. Bakımını yaptığı çim biçme makinesine elini kaptırmış. Ambulansla hastaneye götürmüşler. Ona bir şey olacak diye öyle korktum ki, nerede ne zaman babasına bir şey olduğunu düşünen bir çocuk görsem onun acısını bütün kalbimle hissederim hala. Allahtan çok ciddi değilmiş durumu. Bir kaç dikiş ve bir hafta raporla döndü eve…

O zamanlar kahve alışkanlığı vardı babamın. Annemin deyişiyle “kumara” giderdi bazı akşamlar iş çıkışı. Kumar denilen şeyin çayına kahvesine çevirilen okey olduğunu yıllar sonra anladım. Ama anneme şimdi bile sorsanız, babamın o zamanlar kumar oynadığını söylemeye devam eder…

Saat altıyı geçtiyse ve babam gelmediyse eve yüzüm düşer, boynum bükülür, eve geçip, sessizce çekyatın köşesine ilişip hiç konuşmadan, başımı dizlerimin arasına çekip beklemeye başlardım. Annem hep evdeydi. Kardeşlerim de vardı. Ama ben beklerdim babamı. Çünkü babam başkaydı. Bazı şeyler olurdu hep ve onları sadece babama anlatabilirdim. (Bütün erkek evlatlar bilir, bazı şeyler sadece babalara anlatılır…)

Oyundan kalkamayıp eve gece yarısına doğru geldiği zamanlar olurdu. Öyle zamanlarda hayvan gibi uykum da gelse uyumaz, inatla babamı beklerdim tünediğim pencerenin kenarında. Evin köşesinde belirdiğinde de, sanki ben bütün akşam onu beklememişim gibi ya da o perdenin oynamasından benim beklediğimi anlamazmış gibi koşarak yatağıma gider, gözlerimi sımsıkı yumar ve uyuyormuş gibi yapardım. Bir tür küslük oyunu oynardım kendimce. Bugün bile çözebilmiş değilim o psikolojiyi. Bütün akşam gelmesini beklediğim babam eve girdiğinde niye uyuduğumu zannetsin isterdim, bilemiyorum. Ama bir şeyi çok iyi bilirdim. Babam eve girer, annem ona bağırır, o genelde sesini çıkarmaz, ben kulaklarımı ve gözlerimi sımsıkı kapatıp annemin yorulmasını, bağırışlarının ve ağlamalarının bitmesini, öfkeyle yatak odasına gidip kapıyı da çarparak kapatmasını beklerdim. Çünkü öyle zamanlarda babam usulca yanıma sokulur, uyuduğumu düşündüğü için parmaklarının ucuyla saçlarımı okşar, “güzel oğlum benim” diye fısıldayıp ufak ufak kendine yer açar ve benimle uyurdu. Ben de uyanık olduğumu çaktırmamaya çalışarak onun ter, sigara ve çiçek karışımı, hala unutamadığım, dünyanın en eşsiz kokusunu, ‘babam kokusunu’ içime çeker, çeker, çeker, dünyanın en güzel uykusuna yatardım…

Mutlulukla mutsuzluğun çok da fark etmediği anlar vardır. Çünkü bazen eve gelen babalar bir takım mutsuzlukların nedeni ya da sonucu olabilirler. Ama ne olursa olsun bir çocuk için dünyanın en güven veren ve kendini en güçlü hissettiren hissi babanın bir şekilde eve gelmesidir. Babaları eve gel-e-meyen tüm oğullar ne demek istediğimi çok iyi bilir!

Ali Lidar – 13 Mayıs 2015

0
19
Oca

Kardeşim Değilsin Hrant!

Malatya’da doğmuşsun 1954 yılında. Babam da Adıyaman’da doğmuş senden iki yıl evvel. Benim de çocukluğumun ciddi bir kısmı Elbistan’da geçti. Yani hemşeriyiz seninle. Yetimhanede büyümüşsün, babam da anne baba nedir bilmeden büyümüş, ortak noktanız çok. Çok güzel bağlama çalarmışsın. Ben çok heves ettim ama bir türlü beceremedim. Babam fena değildir eline aldımı çalar bir şeyler. Ana dilin farklı olduğu için Türkçe’nde tatlı bir kırıklık var. Ve inanır mısın babamın da şivesi tıpkı sen. Askere gidene kadar hiç Türkçe konuşmamış o yüzden onun da Türkçesinde tatlı bir kırıklık var. Ben babamın ana dilini hiç bilmiyorum o yüzden idare ederim sanıyorum. Sen Pazarları kilisede, babamla ben de Cumaları camide aynı Allah’a dualar etmişiz. Sen artık edemiyorsun, babam da biraz hasta evde kılıyor namazlarını, ben fırsat buldukça gitmeye çalışıyorum…

Bu liste uzar gider. Çünkü babam da sen de ben de bu toprakların çocuğuyuz, Anadolu’luyuz. Sana Ermeni’sin diye zulmedenler uzun süre babamın ve benim de kimliğimi reddettiler, Kürtsün diye babamı aşağıladılar.. Al sana bir ortak nokta daha…

Ve en önemlisi ne biliyor musun abi, seni öldüren zihniyet aslında beni de babamı da yok etmek istiyor. Çünkü insan sevmiyor onlar. Ne yüreklerinde merhamet var ne içlerinde Allah korkusu… Sen şimdi çok sevdiğin memleket toprağının altında yatıyorsun. Babam ve ben de bir gün oraya geleceğiz… O zaman şunu söyleyeceğim sana. Kardeşim değilsin Hrant. Biz kardeş değiliz abi. Biz aynıyız aslında….

Ali Lidar – 19 Ocak 2015

VASIFSIZ VEDA için yorumlar kapalı
20
Kas

VASIFSIZ VEDA

Sus ve anla! neye rağmen burdayız
Bırak eteklerinde yassı taşlar toplamayı
İmkansıza talipken tarihten bir yaprak olduk
Dur ve dinle! yağmur nasıl da
Yağmur nasıl da hiçbir şey anlatmıyor aslında
Yağmura dair bir sürü şey söylemiştim ya sana
Hepsi palavra..

Al ve iç! bu sana uzattığım son kadeh
Son bir kez tenezzül et bunca rezilliğe rağmen
Gülmelerimiz de vardı apartman girişlerinde
Meyhane masalarında öpüşme girişimlerimiz
Sahi mutluyduk değil mi geceyarısı sokaklarda
Yan yana yürüyüp içimizden şiirler mırıldanırken
Heyhat! onlar hayal artık biz hepsinden münezzeh
Al ve iç! bu sana uzattığım kadeh..

Tamamsa git! başlasın bitmeyen gece nöbetim
Ne ilk oturansın ne son huzursuzluğumun masasına
Bitmez denen onca şey hatırlanmazken bile
İyisi mi uzaklaş sen iyi dileklerinle
Giderken bana da limonlu bir çay söyle..

Ali Lidar – 20 Kasım 2014