Yazar Arşivi

0
19
Oca

Soğuk

Şu kapıda yarım bıraktığım intihara dönüyor yüzünü bileklerim
Ayaklarım göklerden gelen bir davete icabet ediyor ansızın
Kulaklarım eski bir sese galebe çalıyor
Yürek dilleniyor, sesler boğuk
Ve soğuk
Yalnız düşmüşe soğuktur ancak

Anlatamam
Öyle karanlık, öyle dipsiz, öyle arı
Duvarlar bozmazsa bu gece şahitliği
Gelmeye devam ederse üstüme
Soğuk ayrı, duvar ayrı
Ve bin yıl daha getirmeyeceksen baharı
Sen ey koca tanrı
Çöz yorgan diye bağladığın yükü
Sırtımız artık rahat etsin
Üşümek benim de ciğerimin derdidir gayrı
Üzerime ört şu toprağı gitsin.

Cem Hayat – 19 Ocak 2017

0
16
Eyl

Gül Bir Kere

Alnımdaki yazının zincirlerinden kurtulup adın
Yeniden başlamanın adına dönüşüyor birden
Hayatın bir yerinden parça parça kestiğim
Üzerinde öylece savrulup estiğim
Adı her geçtiğinde cümlelerce sustuğum umut
Yeniden ayağa kalkıyor birden
Yağmur kesiliyor
Kapılar gelişine gıcırdıyor
Bu ilktir korkuyorum ölümden
Ve bir tutam zülüf tarıyorum kirpiklerimle…
Tutamıyorum, düşüyor belden aşağı
Kızılsa,
Saçlarındır
Kırılsa
Kalbimdir en orta yerinden
Kıyılsa şimdi bir yüreği körpeye
Kapanır bütün kapılar aniden.
Açılır erenlerin elleri semaya
Gülüşün için bir duadır yükselir…

Kabul et
Gül bir kere
Firavunların tuzağındaki
Adınla cebelleşen kekemeliğimin uzağındaki
Musalar için gül
Denizleri yararcasına
Asalar için gül
Gönlümdeki gamlar
Tasalar için gül
Katlime ferman
Yasalar için gül
Bak, kırıldı işte gökteki son kuşun kanadı
Kanadı işte gözlerim
Hüznüm namusumdur düşürme gayrı yere
Benim de kapılarım kapandı, çaresiz
N’olur
Benim için de gül bir kere…

Cem Hayat – 16 Eylül 2015

0
14
Ağu

Doğur Beni

4 Eylül Treni Ankara – Malatya Yolu

Yine de yüreğimden sızıp duran kan
Gömleğimin şahididir diyorum
Ama en az iki şahit gerekir bir gömleğin masumiyetine
İki zahit gerekir şimdi damarlarımdaki şarabın mahremiyetine
Durduramıyorum
Dürtüyor kulaklarıma çok uzak bir yerlerden sesin seni
Ve ilk kere şaşırıyorum buna
Halbuki asırlardır bir türküdür yanıyor beni
Kaçırmaya çalıştığın o gözler
Ne yaparsan yap tanıyor beni
Delik deşik olmuş bileklerim
Hâlâ bir kahraman sanıyor beni
Uzak kalmış bir iklimde
İşte bugün bir yiğit anıyor beni
Gözlerine biraz sahip çık
Acının derinlerine banıyor beni
Ya çöz şu zülfü
Ya daha da zorla
Ama kendine gel
Sıktığın boyundur
Sana kurban her yanımdan kanıyor beni

Oysa adımın ne olduğunu dahi bilmiyorlar
Şimdi burada ne işim var bilmiyorum
İnfazıma karar veriyor bir hakim daha ilk celsede
Oysa bir kere gülsen her celsede takacağım ipi boynuma
Merhameti bilmeyen bir insana
Merhameti merhametle anlatamıyorum
Ne yaparsam yapayım susturamıyorum
Parçalıyor gömleğimi yüreğim
Topraklarım hasretine susuyor
Susuyor adının geçtiği her cümlede avazımda kelimelerim
Susuzluğa bağıramadığım bir Kerbela’da
Su sesiyle çağır beni
Su sesiyle Kerbela’da
Bir susuzluğa bağır beni
Öldüğünü söylüyorlar
Duymamak için öldürüyorum
Onlar zannediyorlar sağır beni
“Meğer kan da kırmızıymış” de gözlerime bakıp bir zaman
Biteviye renklerin gölgesinde soğur beni
Ya sen gel unuttuğum ne varsa hatırlat yeniden
Ya ben geleyim unuttum dediklerimi unutabilmem için bir şeyler yap
Hafızamın celaliyle yoğur beni
Seni gerçekten öldürürsem eğer bir gün dokunamadığım bir yerinden
İnadına sevgilim orandan bir daha doğur beni.

Cem Hayat – 15 Ağustos 2015 – 00:11

0
13
Ağu

Beklemek Diğer Yarısıdır

Dağlara bağırdım bir zaman adını
Dağlardan ses geldi
Senden gelmedi
Düşündüm bir zaman
Yolcu olmayı tüm durakların sabra inat gücü adına
Gelmeyecek bir vaktin yelkovanı olmayı düşündüm
Olmanın esrarına varabilmek namına
Hiç olunmayacak bir adamın gölgesi olmayı
Ya da
Olmayı yaz bahar ayında bir çölün ortasında…
Bu, sebat ile sürülen bir devr-i devranın iradesidir
Bu, tüm istisnalara düşman değişmeyecek bir aynılığın ifadesidir.
Çünkü
Bütün bekleyişler
Zaman denilen yükün
Mutsuz bir sona doğru uzanışıdır aslında
Müteakip bir ölümün bitmek bilmeyen provasıdır
Nasıl ki şimdi kıyısında bu şiirin
Bekliyorsa o zülf-ü kemend adının zikrini
Nasıl ki kuyusunda bekliyorsa Yusuf
Cebrail sesiyle bir telkini
İşte beklemek
Dost eliyle
Arkadan yırtılması gereken bir gömleğin yakasıdır artık
Çünkü beklemek diğer yarısıdır ölmenin
Şimdi burada böyle ölmek
Geleceğe açılacak umutla müsavi bir pencerenin yarasıdır
Yar, yasıdır gayrı şu hiçe saydığım ömrümün
Evet
Buymuş demek ki diyorum
Buymuş alnımda kanayıp duran devrik yazı
– Ki yemin ederim tüm harfleri gece kadar kara –
Buymuş duvarlarının ardına
Kader acziyle sürüldüğüm sahra
Çölü keşfettiğim ilk günden anladığım bir şey vardı
Çıplaktı üstüm
Tabanlarım kumların zulmüyle yanık
Meğer bekledikçe tadı acıyan bir külfete
Durdukça kanırtan bir illete dönüşüyormuş ayrılık
Meğer
Gidecek olanın gidişi hissedilince bir kere yürekte
Gelecek olanın gelişi
Hiçbir şeyi değiştirmiyormuş artık

Cem Hayat – 13 Ağustos 2015

0
16
Tem

Yalnızlık Yalnızca…

“Niteküm meste mey içmek hoş gelûr hûşyare su”


Gel ey saki yetiş senden medet
Gel şu tecritte şarabımı ‘dem’ et
Deme sakın yüreğin derd ile yırtılır
Adam dediğin ancak derdiyle tartılır

Evet
Doğrudur
Kötüdür dünya
Ve içimde yer ile gök yer değiştirinceye değin
İnleyecek olan bir sancım var
Doğrudur
Her gece kafamı duvarlara vurmak suretiyle gerçekleştirdiğim
Linç girişimlerim var
Doğrudur
Boğazımdaki yumruğa sebep gözyaşını gözden
Kendi kendimi içine hapsettiğim bu sözden
İlk günden beri sızlayıp duran canı cesetten
Kurtarmak isteğim var
Doğrudur
Gaybın suskunluğunu hançeremden söküp atacağım bir sustam
Ama benim de şol dünyada
“Yürek” demeyi öğrendiğim
Bir ustam var.
Yaşadığım, yaşamakta olduğum, yaşayacağım günlere sebep
Bir ustam…

Peki sende bu hasret denilen illetin
Öldürmeyeninden yok mudur Ya Rabbi?
Yok mudur şu yalnızlığıma uygulayacak bir ceza-i indirimin?

Öyle ki
Geçmiş günlerin girdabında boğulurken şayet
Mülhem olaydı bana kendimi bu odanın içine kapatacağım
Kendimi ölümden korumak namına
Binlerce kez ölümün içine kapatacağım
Kendimi kendimin içine kapatacağım mülhem olaydı bana şayet
İş işten geçmeden önce o gözler merhem olaydı
Meryem olaydı bana şayet
-Ben zaten çarmıhlara çekilmeye çoktan razıyım-
Ne bu yalnızlık bu kadar inletirdi beni
Ne de boynumun üzerinde bu kadar dolanırdı bu jilet

Yine de üzülmüyorum.
Saklı kalmış kadim bir ses buldu sonunda beni
Mukaddes bir kitap buldu
Her şey olması gerektiği gibi olurdu bu ilahi düzende
Ve artık her şey olması gerektiği gibi oldu
İçimde çürümeye yüz tutmuş cesedini
Kendiminkinin yanına gömüp çıkmak istiyorum
Sessizliğimi yonttuğum bu odadan
Ölsün diye haykırıyorum bu yalnızlığım artık
Neresinden ölecekse ölsün
Desem ki sen de benim susuz kaldığım bir çölsün
Desem ki şimdi
Avazı tâ toprak bellediğim köyden uzanıyor kulaklarıma
Evet!
Çalınıyor sonunda bu tecrit odasının kapısı
Bir ses beni bu yalnızlıktan kurtarmak için salınmış geliyor
Ses içimdeki sancının vekiline mahsustur.
Ses içimdeki sancının vekiline mahsustur.
Ses içimdeki sancının vekiline mahsustur.
Tüm saatler bile bu dem’e “oniki” diyorsa eğer
Bu saatten sonra ben yalnızlığa
Yalnızlık ise yalnızca Allah’a mahpustur.

Cem Hayat – 16 Temmuz 2015