Yazar Arşivi

0
25
Haz

Ölü’mün Çağrısıdır

Yani gözyaşlarımızın denize döküldüğü ırmaklardı onlar
Yani orada olduğumuzu hiç kimsenin bilmediği
Kıyısında oturup birbirimize kırbaçlanan yerlerimizi gösterdiğimiz
Kurumaya yüz tutmuş yaralarımızı deştiğimiz
Gırtlaklarımızın teşne taraflarını orada sevdiğimiz
Ölümün eve dönmek olduğunu ilk kere öğrendiğimiz
Ekinlerin suyun üstüne ekildiği
Balıkların kucaklarımıza sokulduğu
Bu sılanın yüreğimizde oluk oluk söküldüğü ırmaklardı onlar

Ve ben şimdi sırtıma değen taşlarından tanıyorum dostlarımı
Kötüdür diyorum
Ne yaparsak yapalım insanlar kötüdür
Ve besbelli zulmdür insanın yanındakine duyduğu hasret.
Endişemdir aramıza kader namıyla sokulan bu çizgi
Bu şerit
İçinde Hakk geçen bütün cümleleri zimmetime geçirmem
Belki de bundan mütevellit
Açmayacaksan şimdi eğer
Çıkarmayacaksan anahtarımı koynundan
Yaşamakla terbiye edeceksen beni
Zorlayacaksan biraz daha
Söyle son hükmün tutanaklarını ben yazayım
Acıdan özge daha ne işe yarar Tanrı’m
Beynimin dehlizlerine vurduğun bu kilit.

Öyle ki
Şu dünyada bir tesellim sen kaldın
Sen Ey yoluna pare pare olduğumun babası
Deryalara dalanda Musa’nın asası
Sen Ey sevdiğim
Dostum
Umudum
Yoksa sen de cömert değil misin Ya Ali
Nerde kaldın
Görmez misin Zülfikar deyi iniler boynum

Yo hayır!
Beni böyle ölüme hasret bırakan külfetten
Başımda sızlayıp duran sancıyla kurduğum ülfetten değil
Her gece şah damarıma yaklaşan çengelli iğneden değil
Kendi kendini yere vuran kumrunun
Gagasını kefenlemekten değil
Menzile varamadan ölmekten usandım
Usandım şu gürültüyle yağan yağmurdan
Hüznümü yok sandım
Avunamadım
Beni karanlıkla sınama gayrı
Korkuyorum
Ranzam düşüyor hatrıma
O kadar yırtıldım ki her yerimden
Bir terzi kavuşmaz yanıma
Geçmez bir tanesi penceremden
Kerbela’ya İmam Hüseyn’e yemin ederim
Sabra takatim yetmez
Utanırım cürmümden
Gözlerinden öperim Rabb’im gözlerinden
Varsa eğer zerre kadar merhametin
Beni de susturursun artık sesimden

Cem Hayat – 25 Haziran 2015

0
19
Haz

İade-i Ziyaret

İşte o ilk kere salıncak kurduğum
Ve gökyüzünün duvarlarına çarparak
Sallanıp durduğum
Çatık bir kaş gibi ömrüme çatan
Şu ovadaki tüm günahı, tüm sevdayı, ağaçları
Şu ovadaki tüm kalanları
Yeniden başlamasını umduğum ömrüme katan
Beni bu Araf’tan çıkaracak olan darağacının önündeyim.

Ellerim döndü semaya
Gayesinde sevaplarını günahlarından kurtarmak barınır
Ellerim açılmış kardeşlerim için semaya
Onlar bugün veresiye günahlarından arınır.

Ellerim bu yalancı sonun
Doğru bir başlangıç olduğunun farkında
Çünkü vakti gelmiş çarmıhlara çivilenmiş onlar
Bir zaman biriktirmiş efkarı avucunda
Biriktirmiş çivileri
Biriktirmiş havariyi
Kimseyi koşturmamış ardından
Uzanmamış bir kere halden bilmeze
Yardım eli nedir bilmemiş
And içmiş bir kere
Birazdan sarılacak boğazına
Ve çıkaracak sahibini bu Araf’tan

Vakit gelmiştir
Ellerim istihkakıdır boynumun
Sarılır şimdi tüm kuvvetiyle
Sıkıdır
Susuz kalmışım dost gelir suyuyla
Sakadır
Baran!
Benim ellerim doludur

Şu canımı sen alır mısın?

Cem Hayat – 19 Haziran 2015

0
11
Haz

Yol’un Çağrısıdır

Gün kötü gündür
Sakın şimdi omuzlarını dostundan
Bir küreklik toprağı sırtına hançer diye yazdırma
Sakın!
Yol’a yolcu olmaya varsa eğer niyetin
Giy şu sefil hırkayı
“Kervan yolda düzülür” deme sakın.

Gidin
İlk dağ başında ağlayın durmadan
Dağlara yağmur o zaman yakışır
Gidin o dağlardan sorun beni
Sorun ki kanatlarım nasıl inkâr etmiş varlığımı
Nasıl üşümüşüm gölgesinde sorun
Nasıl bileylemişim dişlerimi taşlarıyla
Bilin ki ısırsam şimdi onların toprağını
Mühr-ü Süleyman’a benzetirim taşlarını
O zaman dönüşür Yol’a
Taptığımız bütün gerçekler.
O zaman hınçla düşülebilir Yol’a
Yol’a gelebilir sabrımızı deneyen umutlar
Ancak o zaman haykırırız hep bir avazdan
“Yol hilkattir
Hakikattir Yol”

Ve çıkarım Yol’un üstüne
Çıkarım Yol’a
Elim uzanır Hekim’e
Sarsın isterim yaralarımı
Şimdi uzansam
Tâ Arşa değdiririm topuklarımı
Düşünürüm Yol’cu olmayı yaradılışın her adımında
Ve tüketirim sesimi haykırmadan

Esirgeyen ve bağışlayan Allah’ın acısıyla
Bir hikaye daha yazılır çilenin tutanaklarına
Bir cümle daha söylenir

Yol’a düşmeyen at
Yol’dan düşmüştür amansız

Cem Hayat – 11 Haziran 2015 – 03:45

0
1
Haz

Söyleyin

Demet Hoca’ya…

Söyleyin
Bir Demet insanlık bıraksın şuraya

Hâl olur nefesi tutulur
Görünce gözleri görülmeyecek olanı
Hâl olur dudaklarını kemirir dişleri
Hıçkırıklara yoldaş olur
Şu karşıki düzlükte ansızın vurulur bir Karaca
Bey’in damarları ağırır, gözleri dolar
O kadar çoktur işte yokluğun ardında
O kadar çoktur ağlamışlığı
Ama insan diyorum yine de işte
İnsanların da ağlayabileceğini unutmuş birçoğu
İnsanın insan olduğunu unutmuş bir çoğu
İnsan olduğunu unutmuşken bir çoğu
“İnadına” o kadar çoktur işte

Bilmez hiç kimse
Bu öykünün yazılmasına sebep nedir
Ne diye dikilmiştir gözler tavana bu saatte
Ne diye zorlar göğsün çeperini bu yürek
Bilinmez bu da
Bilinmez “İnadına” diye haykıranın derdi dermanı
Bir an yorgunluk düşürecek olsa omuzlarımı aşağı
Ben bilirim
“Yenilmediler” derdi, derdimin dermanı

Söyleyin
Yenilmediler deyin
Adına bir şerh
Kutsal yalnızlığına yasal tedbir koyun
Söyleyin
Bir Demet yalnızlık bıraksın şuraya gönül heybesinden benim için
Dağ başında bir kartal gagasını parçalarken düşünün yalnızlığı
Yalnızlık ancak o zaman bir amaç, gaye, bir erek
Yalnızlığın, hiçliğin içinde
Yalnız olmadığımı anlayana kadar
Yalnız olmam gerek.

Cem Hayat – 1 Haziran 2015

0
22
May

Açılın Kapılar!

İrademdir çünkü inanmışlığım
Aldanmam gafilin kuru sözüne
Dikenli tellere sarıp öyle almışım kudretin lafzını ağzıma
Kan damlar söylerken dilimden
Guslolur su değmemiş taraflarıma
Alır heybemi
Hangi dağın başında ağladıysa bir geyik
Oraya kurarım otağımı
Ve orada söylerim ahvalimi
Bir şiir değildir derime sebep suçum
Yahut bir destan bir mensur
Rüzgarı alıp sırtıma
Fırtına fırtına vurmuşsam eğer kahpe surlara
Enel Hakk demek boynunun borcudur artık
Çekilir gözlerimizin önünden dâra Mansur

Gün gelmiştir.
Ağaç kesimidir, hasat zamanıdır, bağbozumudur vakit.
Ferman verilmiş
Katlolmak vacip olduğu kadar şerefdir de artık
Divan kurulmuş
Can hazır
Civan hazır
Uğruna kurban hazır
Karşımda kanlı elleriyle Hızır
Hızır Paşa!
Hızır Paşa diye yankılanır
Banaz Yaylası’ndan yüreğimin duvarlarına çarpıp duran çığlıklar
Vurun dalgalar derim
Savulun depremler
Esin rüzgârlar
Açılın kapılar!

Açılın kapılar
Kendimize gelelim.

Cem Hayat – 22 Mayıs 2015