Yazar Arşivi

Siyasi Görüşüm ve İdeolojim için yorumlar kapalı
8
Şub

Siyasi Görüşüm ve İdeolojim

emreutukler

Geçenlerde ne olduğumu, hangi siyasal görüşe sahip olduğumu, hangi ideolojiyi benimsediğimi soran bir mesaj aldım. Rengimi belli etmem isteniyordu mesajda. Nazım’ı severek okuyorum solcuyum, Sezai Karakoç’u severek okuyorum islamcıyım, Yahya Kemal’i severek okuyorum milliyetçiyim, Tahsin Yücel’i severek okuyorum kemalistim. Hakikaten bu kadar basit mi? Elbette değil. Beni bıyığımla, tipimle, okuduklarımla bir kalıba sokmak isteyeni hep şaşırttım, şaşırtacağım. Allahtan okuduğumuz yabancı yazarlara göre kimse etiket yapıştırmaya kalkmıyor bizlere yoksa Dostoyevski okuyorum diye Rus Milliyetçisi ve koyu Hristiyan olduğumu da iddia ederlerdi.

Şimdi belki çok uç bir örnek olacak ama bu örnekle durumu açıklayabileceğimi düşünüyorum. Michelangelo diye bir ressam ve heykeltraş var. Bu heykeltraş taş kütlelerin içinde heykellerin saklı olduğuna inanıyor. Taşı yonta yonta içinde saklı olan heykeli ortaya çıkarıyordu.Mermer ocaklarına gittiğinde hangi taş kütlesinin içinde İsa’nın hangi taş kütlesinin içinde Meryem’in gizli olduğuna karar veriyor, heykeline şekil vermeye başlıyor ve gözalıcı heykellerini açığa çıkarıyordu. Taş kütle heykele dönüşüyor. Taştan apayrı bir şey oluyordu.Artık ona taş demek mümkün olmuyordu. Michelangelo’dan yıllar sonra Brancusi diye bir heykeltıraş ortaya çıkıyor. Brancusi’de Michelangelo gibi önce heykeli tanıyor, sonra en az dokunuşla taşa hangi şekli verebileceğine karar veriyor ve o şekli taşa veriyor. Brancusi’nin önem verdiği şeylerin başında da taşın taş olarak kalması geliyordu. Onun sorduğu sorular “Bu taş kütle neye benziyor? En az dokunuşla bu taş kütle neye benzeyebilir? Taş kütleden bir şey yapmak istersek istediğimiz şeyi en az dokunuşla nasıl yapabiliriz ” idir. Senelerce taş bloklardan öpüşen bir çift insanı en az dokunuşla nasıl yapacağı üzerinde çalışmıştır. Onun eserleri de heykeldir, heykel olduğu kadar da taştır. Brancusi de zaten bunu ister.

İdeolojiler tıpkı Michelangelo gibi bizden ideal insan yaratmak istiyorlar. Bizleri kendi manifestoları ve hayat anlayışları doğrultusunda yonta yonta ideal insan yapmak istiyorlar. Biz taş mıyız? Taş kadar ölü müyüz? Taş kadar sağlam mıyız? Bizi kalıba sokmak isteyenler bizleri Michelangelo’nun taşları tanıdığı kadar iyi mi tanıyor? Taş kadar sağlam ve hissiz olmadığımız için bir yerlerimizden çatlıyor ve kırılmaya başlıyoruz. Eskiden sosyalizme inanır ve kendimi o ideal doğrultusunda yontar ve kitaplara yonttururdum. Dostoyevski bana insanın ne olduğunu, ne olamayacağını göstermeye başladı. İnsanın en aşağılık yüzünü göstermekten çekinmedi o. Ne yaparsak yapalım insan olacaktık. Edip Cansever’in dediği gibi ” ne gelir elimizden insan olmaktan başka? “. Ondan beridir insanı tanımayı, insanın dehlizlerine inmeyi amaç edindim. İnsanın batılını, kutsalını, önyargılarını, güç istencini, mutluluğunu, neşesini, hüznünü, huzurunu… Tanıyacak kararımı ona göre verecektim. İnsanı tanımayan ve insanı tanıdığını zannederek yola koyulan her ideoloji faşizmde son buluyordu. Kahrolsun faşizm diye sloganları olan ideolojilerin bile faşizme dönüştüğünü gördük ne yazık ki. Bugün bana siyasi görüşün, ideolojin ne diye sorduklarında kahramansız bir dünyaya inandığımı söylüyorum. İdeoloji olarak verebileceğim tek karşılık galiba bu. İşler yolunda gitmediği zaman bir kahraman çıkar ve yazgıyı değiştirir, yani kahramanların ortada olduğu bir toplumda işler yolunda gitmiyor demektir. Kahramanların olduğu yerde acı, gözyaşı vardır. Bunun sorumlusu kahraman mıdır? Tabii ki hayır. Kahraman olan, olmak zorunda kalan insanlara da üzülürüm kendilerini toplumları için ateşe atarlar. Kendilerini ateşe attıktan sonra da başka türlü var olamazlar. Kahramanlık egosu ve bu egonun getirdikleri onları hapseder. İdealleri doğrultusunda toplumlarını çok fazla yontmaktan da kaçınmayanları Faust’a dönüşür. Yıkım kaçınılmaz olur. Taş kütlenin yontulup atılması kolaydır; fakat ya canlı dokunun? Bu yıkım beni hep korkutur. Öyle bir çağdayız ki bilgi çağı, bilgisayar çağı da deniliyor. Bu çağda istediğimiz her bilgiye ulaşıyoruz. Binlerce yıllık bir insanlık tarihinden de söz ettiğimizi düşünürsek. Tarih kitapları kahramanlarla dolu. Bu sebeple bugün dünyada o kadar çok kahraman olmak isteyen insan var ki. Keşke bu insanlar kahramanlık kavramı hakkında bir kez olsun düşünseler. Belki de biz de toplum tarafından kahraman olmaya zorlanıyoruzdur. Umarım toplumumuzun bizim kahramanlıklarımıza ihtiyacı kalmaz. Bunun ne zaman başımıza geleceğini kimse bilemediğinden her an tetikte olmak gerekir. Bu sebeple toplumu ve bireyi iyi tanımalı. En az dokunuşla toplumun ulaşacağı en doğru şekil amaçlanmalıdır. En güzel heykeller ağaçlardır bunu da unutmayalım ama yine de yaşasın Brancusi !

Hayattaki en büyük korkum, ezmektir. Ezmemek için ezilmeyi göze alarak insanı tanımaya çalışıyorum. Bu çalışmam ömrümün sonuna kadar sürer herhalde. Şairin dediği gibi “kalırsa bir soru kalır benden “. İnsanlık Komedyası’nın yazarı Balzac’a, Tolstoy’a, Dostoyevski’ye, Kafka’ya, Oğuz Atay’a ve adını burada sayamayacağım yazarlara insanın dehlizlerini gözler önüne serdikleri için teşekkür ediyorum. Soranlara bir kez daha tekrar ediyorum. İnsana inanıyorum. İnsana inandığım için kahramansız bir dünyaya inanıyorum. Neyse Ütopyalar Güzeldir !

Emre Ütükler – 08 Şubat 2015