Yazar Arşivi

0
7
Tem

”UÇUYORUM GÖKLERDE”

”…Dinle!

Sözü değil, yüreği dinle!”

(Masum-u Gayb, Baran TEZDÖNEN)

”UÇUYORUM GÖKLERDE”

Yeni tanıştım Yunus Tarik, Murat Kılıç, Amir Abdullah ve Rana Kaya ile. Çıktıkları yol bir öykü anlattı bana ki bunu paylaşmak istedim insanlarla.. Çünkü onların dünyaya güzellik kattığını düşünüyorum ve adımlarıyla boşluklara canlılık verdiklerini hissediyorum..

Bahsettiğim arkadaşlardan ”UÇUYORUM GÖKLERDE” adlı kısa belgeselleri sayesinde haberdar oldum. Kıssadan hisse, belli ki içlerinden taşan deniz kesiştirmiş yollarını ve görme engelli Yunus’un da dahil olduğu bu serüven gelip bizi buluvermiş.. Gayelerini belgeseli izlerken siz de öğrenirsiniz elbet ama içimde türküler söylettiler bana. İnsanların alınlarının çatlarına koydukları ve kaldırmaya ürktükleri özgürsüzlük ifadelerini silip atmışlar.. Yunus öyle güzel engelsiz yanıtlar vermiş ki adımlayarak; uçarak, tereddüt etmeden girdiği derede yüzerek, görmese de el sallayıp, vedalaşarak.. Bu anlatılan hikaye ister Yunus’un olsun ister Rana’nın, Murat’ın, Amir’in ya da kapalı bir toplumun; bence herkese yaklaşabilen gerçek bir soluk olmuş..

Duyumsayan herkese ve bu çocuklara bolca sevgiler…

Gökçe Atik – 07 Temmuz 2016

0
4
Ağu

Süreklilikler ve Kırılmalar

Toplu iğnenin başı kadar yer kaplamadığımız şu evrende öyle büyük kin, nefret duyup silah ve ölüm tüccarlarının avuçlarına yatıyoruz ki hepimiz tam da onların istediği gibi iğnelerimizi sivriltip, aynı kandan aynı candan geldiğimiz o insanların yüreklerine saplıyoruz.

Sürekli bileniyoruz parçalanarak. Bilendikçe izin veriyoruz soykırımcılara bizi birbirimize katmaları için.

Bir gün hepimiz bir kaşık suda boğulacağız haberiniz vardır umarım. Çünkü su tükeniyor dünyada ve bu ırkçılığı bu cahilce yobazlıkları ve bu çöplüğe dönmüş insan yaşamını temizleyebilecek bir şey kalmayacak geriye.

Kadınlar erkeklerden aşağı değildir ve kadın döngüleri bir zamanlar kutsanırken hatta erkekler kadınların doğayla olan bütünlüğünü taklit edip, kendilerinden bir parçayı kesip toprağa bahşederken hala bunu tartışıyoruz.

LGBTİ’liler bireydir ve kendilerine has kimlikleri vardır ancak hala istismar ediyoruz kendi ‘bilmediklerimiz’ üzerinden! Yani cahillikten!

Ateizm bir hastalık değildir, evrenin kaostan mükemmel bir düzene girmesinin arkasında bir yaratıcı aramamak ve daha çok fizik ile bağlantı kurmaktır. Eski dönemlerde çok tanrılı inançların varlığını şimdi yalanlarken gelecek yüzyıllarda da tek tanrı inancı yalanlanabilir. Kur’an ise bir anayasadır çoğu Ateist’in gözünde ve zamanında insanları düzene sokmak ve belirli anlayışları sağlamak için bir lider tarafından yazılmıştır. Neden olmasın? Neden bu fikre sahip insanlar kafir oluyorlar? Böyle sığ bir mantığı ben kabul etmiyorum. Allah var ya da yok. Ben iyi bir insanım ve tüm canlıların yaşamına saygı göstermeye, evrene aşina olmaya gücüm yettiği kadar devam edeceğim. Ateistlere ‘kötü insan’ diyen cahil cühelaya kesinlikle bir kelimemi bile asla ziyan etmeyeceğim. Varsın yaptığım güzellikleri görmesin Allah, ben ona Edip Cansever’den bir karşılık vereceğim; Ne çıkar siz bizi anlamasanız da?

Dünyadaki en büyük ayrımcılık küçük beyinlerin kanser gibi çoğalmasına sebep verdiği ırkçılıktan daha da büyük çapta olan ‘Su Ayrımcılığıdır’. Amerika’da günde 600 lt su tüketilirken, Afrika’da bu rakam günde 6lt’ye düşüyor. 5 yaşından küçük çocuklar sudaki mikroplardan dolayı ölüyorlar. Sevgili erkek arkadaşımın Latin Amerika yolculuğu esnasında tanık olduğu ve anlattığı şu sözler de hala boğazımı acıtır; ‘’Kendi idrarını içen bir çocuk ..’’

Türkiye’nin çok büyük siyasi problemleri ve insan hakkı ihlalleri var. Hak ihlallerinden biri de Türkiye’de ki ya da benim daha fazla sevdiğim adıyla Anadolu’mdaki tüm tatlı su kaynakları, ırmaklar ve göller 49 yıllığına yabancı şirketlere satılmıştır. Nasıl bu toprakları parsel parsel satıyorlarsa işte suyumuzu da basamak basamak sattılar. Hes oldu sular, kurudu; Nükleer oldu topraklarımız, zehirlendi! Hiç biriniz evet kanı kandan üstün tutan siz ulu milliyetçiler ne yaptınız bunun için? Ne yaptınız bir insana çok gördüğünüz yüce topraklarınız için!

İğrenç bir oburluğun içindeyiz. Akıllarımız, ahlakımız, vicdanımız sömürgeleştiriliyor ve ne yazık ki bunu söylemekten utansam da hastalıklı bir toplum içindeyiz. Ve bilelim ki, ‘’Hastalıklı bir topluma iyi eklemlenmiş olmak, sağlıklı olmanın bir koşulu olamaz.’’

 Gökçe Atik – 02-04 Ağustos 2015

0
27
May

“’HAKLILARIN MAKHUM EDİLDİĞİ BİR ÜLKEDE, BÜTÜN DOĞRULARIN YERİ CEZAEVİDİR.”

b

30 Nisan 2013 yılında bir baba evlatlarına, bir eş ise hayat arkadaşına kavuşuyor.. Devletin kendi kanlı otoritesini koruma hırsı Tahir Canan’ın hesabına kesiliyor. 32 Yıl boyunca zihinlerden geçen her hürriyet düşüncesinin önüne duvarlar ören devlet, Tahir Canan’ın kafasına ve yüreğine kendisinin izni olmadan giremiyor.

”Korku duvarı ile mücadele duvarı arasında derin bir çizgi vardır. İnsanlar sınıf bilincine vardığı ölçüde korku duvarlarını aşarlar. Bütün yapılmaz denilen şeyler yapılır hale gelir. Mesela, işkencede insan çırılçıplaktır. Üzerinde hiç bir şey yoktur.. Başındaki adamın her türlü silahı ve seni öldürecek gücü vardır ama ona sen bilgi vermediğin sürece o seni yenemez.” şeklinde ifade ediyor.

Türkiye’nin en uzun süre hapis yatan siyasi mahkumu Tahir Canan’ı, 24.05.2015’te Kartal meydanında düzenlenmiş olan çocuk kitap fuarında tanıdım. Konuşmak istedim 90’lı yıllarda doğmuş bir genç olarak.

Malum, yolsuzluk konusunda ülkeye demir atıp, at koşturan zihniyetler kendi adamlarını aklayabilmek uğruna hukuk sistemini yeniden istedikleri gibi şekillendiriyorlar. Gezi direnişinde öldürülenlerin katillerini cezasız bırakıp ardından da küçük bir çocuk için terörist demekte sorun görmüyorlar. Kadınlar öldürüdüğünde hafifletici sebeplerle ceza indirimi mevcutken bir ülkede, tüm sosyopatlar için cazip olmamasının bir sebebi yok ve gazetecilerin gazetecilik faaliyetleri nedeniyle ağır cezalara çarptırıldığı bir ülkede şu cümlenin tam da yeri;

Evet,

”Haklıların mahkum edildiği bir ülkede, Bütün doğruların yeri cezaevidir.”

Doğruların yeri belki de cezaevidir sırf bu yüzden ama acının da yeri olduğu muhakkak. Polislerin Tahir Canan’ı kendi terzi dükkanından alıp, dağa çıkarıp dayak atmaları, polis karakolunda süren sistematik işkenceler, hapishanelerde de yıldırmaya yönelik devam etti.  İşlemediği suçları kabul ettirmek içindi tüm bunlar. Ama Canan kabul etmedi.

”İşkence, insanlık suçudur.”

Mahkemeye çıkarıldığında üzerine yıkılmaya çalışılan tüm o suçlumaları yine reddetti. Ortada suçu işlediğine dair tek bir kanıt dahi yoktu. Suçsuzluğuna rağmen 1979 senesi tutsak yıllarının başladığı yıl olacaktı.

”Devlet mantığı ile halk mantığı aynı noktada işlemez.”

Şırnak’ta bir AKP afişi, ”Kendi savaş uçağımızı yapıyoruz.” Roboski’de öldürülen insanları da kendi silahlarıyla vurmuşlardı. Şimdi ise tereddüt etmeden astıkları bu afiş insanın kanını donduruyor. Tepkiler üzerine afiş kaldırılmış ve değiştirilmiş.

Devlet bu toplumla savaş halinde diyorum ve bu adaletsizlikler nasıl aşılacak diye soruyorum Tahir Canan’a.

 

O’da hem HDP’nin barajı aşmasına vurgu yaparak hem de sosyal dinamiklerin yükselmesi, toplumun kendisi için politika yapar hale gelmesi yani edilginlikten kurtulup birey olarak hayata katılması ve dolayısıyla bu hayata katılınca yeni ufuklar görmesiyle, dokunulmazlara dokunmasıyla burada yeni bir hayat bulacaklardır  ve şimdi basit gibi görünen şeyler bazı şeylerin önünü açacaktır. Faşizmin geriletilmesi ve halkın kendi hareket alanının genişletilmesi açısından bu önemli olacaktır, diyor..

”Benim yaşadıklarımı para telafi etmez.”

 

Ben hala mahkemelere devam ediyorum. Şimdi devleti mahkum ettirsem de hesabını sormuş olmuyorum. AİHM, ben devleti mahkum ettirdiğimde bana para verecek. Benim yaşadıklarımı telafi eder mi bu? Para bunu telafi etmez. Ben oradan aldığım parayla vakıf kuracağım ve o vakıfla çocukların yetişmesine katkı sunacağım.

Tüm olanlara rağmen, yaşama inadı Tahir Canan’ın içinden hiç eksik olmamış. Ahmed Arif’in şiirindeki gibi:

 

Öyle yıkma kendini,

Öyle mahzun, öyle garip…

Nerede olursan ol,

İçerde, dışarda, derste, sırada,

Yürü üstüne – üstüne,

Tükür yüzüne celladın,

Fırsatçının, fesatçının, hayının…

Dayan kitap ile

Dayan iş ile.

Tırnak ile, diş ile,

Umut ile, sevda ile, düş ile

Dayan rüsva etme beni.

Genç neslin bir haber olduğu bir çok şey var. Yaşama kendi soluklarımızla direnmeyi unutmak gibi mesela. Kendimizi yaratmak ve güçlendirmek, düşündüğümüz gibi ahlaklıca yaşayabilmek için geçmişe bakmak gerekir diye düşünüyorum. Bizzat peşine düşmek ve yolumuza taş koyanların üzerlerine yürümek gerek. Nasıl doğayı sevmek ve talanlardan korumak için doğayı tanımamız şartsa; Özgürlüğü, adaleti sağlayabilmemiz için de gerçekte özgür ve adaletli olup olmadığımızı sorgulamamız, bilmemiz gerek.

Tahir Canan’a devletin yaptıkları,kendi otoritesini korumaya çalışmasıyla ve insanların gözlerini korkutmaya çalışmasıyla açıklanabilir. Her şeyde olduğu gibi yıldırmak için her yolu geçerli hale getiriyorlar. Fatsa’da komün bir yaşam gerçekleştirmek isteyen halka saldıran devlet bugün burada da var ve kılıçlarını kuşanmaya devam ediyor halka karşı.

Şimdilerde, Gebze’de Özgürlük Kitap Ve Sahaf evinde bulabilirsiniz Tahir Canan’ı.

Adres: Hacı Halil Mahallesi İsmet paşa Cad. Beşiroğlu İş Hanı No: 19 Gebze-Kocaeli

BİLKAR ( Bilim Sanat Kooperatifi) Altında

Ve son olarak, Tahir Canan’ın yaşamını anlatan bir kitap yazılmış;

BÜYÜK TUTSAKLIK,  Ali Fuat Arikan  (Yazılama yayınları)

 

 Gökçe Atik – 27 Mayıs 2015

0
8
May

Doğanın Uyumuna ve Benzerliğine Sahip Olan Kadın

Döngünün Sonu

kadin

Doğanın uyumuna ve benzerliğine sahip olan kadın; erkeklerin hayranlığına ve sevgisine sahipti.

Kadın ilk döngüsünü yaşadığında bu saklanmaz ve bir illetmiş gibi görülmez, kutlanırdı.. Öyle ki erkek, doğanın rengiyle benzeşen kadına benzemek ister ve kendi parçasından kesip, toprağa bahşederdi.

Sonra,

Sonra..

İnsanlar Tanrıları yarattılar ve

Tanrılar insanları çürüttüler.

Gökçe Atik – 08 Mayıs 2015

0
3
Şub

Eski adamlardan, eskiler alıyorum

image002

Yeniden belgesel yapar mısınız sorusuna Ara Güler’in cevabı,

‘Öyle bir milletin içinde yaşıyoruz ki bir boktan anlamıyor ağbicim, onun için yapmaya lüzumu yok denize bakarım daha iyi.’’

İnsanlar deli saçması. Döner sokarlar kendilerini akrep misali.

Yaşamak biraz sevmekten gelen değişmek, biraz içi güvercin dolu hoş sohbet.

Şimdiyse bir elimiz demir kilitte diğer elimiz tetikte. Neyi daha nasıl anlatacağız insanlara?

**

Hep böyle değildi insan evladı tabii. Adem de çıplaktı, Havva da anadan üryan idi.

85 küsürlük çınar gibi adam Ara Güler. İstanbul diyor şarkısını, rengini yitirdi. Benim çocukluğumun İstanbul’u Abdülhak Şinasi’nin, Orhan Veli’nin, Yaşar Kemal’in şiirlerindeki İstanbul’dur.. Ebrular açan, tahta evlerin olduğu İstanbul’dur diyor.

İstanbul’u sevemedim hiç. Ama şiirlerde geçen İstanbul’u bulamadığımdandır sevemeyişim. İnsanlarına yakınlık besleyemedim ki bu da beyin damarlarımı sertleştirmiştir kimi zaman..

Ah be kestaneciler de olmasa şu Beyoğlun’da ..

**

Ben yine de içimdeki insan sevgisine maruz bırakıyorum kendimi. ‘’Herşey insanla başlar..’’ diyen Sait Faik’i tanıdım çünkü.

Gözlerime can göründü..

Ben bu eski adamları severim, çok severim ..

image003

 

Gökçe Atik – 03 Şubat 2015