Yazar Arşivi

0
5
Ara

Sıfır Noktasındaki Kadın

Firdevs. Mısır’da doğan ve bana küçüklüğümden beri fahişe olmayı öğrettiler diyen bir kadın. Herkesten gerçek bir kadın. Yaşadıkları sırtıma hızla vurulan bir zincir gibiydi.

Dinin karanlık tarafının sapkınlaştırdığı insanlarla henüz çocukken tanışıyor. Bacağında gezinen bir el oluyor amcası.

Boğazından geçilmesine izin verilmeyen lokma kocası oluyor.

Çocukluğunun idamlık sevgisi dilinde yara oluveriyor.

Genç kadınlığı zamanında sevdiği adam ise müşterisi oluyor Firdevs’in..

Şiddet, tecavüzler, alı koymalar … Bu kelimelere aşinayız. Ve bütün kelimeler kirli ter kokuları ile geçiyor Firdevs’in bedeninden.

Başını dik kaldırıp, yürümeye karar verdiğimde artık hiç olmadığım kadar özgürdüm diyor. Yediğim yemeği kimse saymıyordu, hoşlanmadığım erkekleri reddedebiliyordum, banka hesabım kabarıyordu ve hatta kültürlü arkadaşlarım olmuştu diyor. Çünkü fiyatımı arttırmıştım. Bir erkek seninle birlikte olmak istiyorum dediğinde olmaz tırnakların pis, ben pis tırnaklı biriyle beraber olmam diyordum. Biri yanıma yaklaşıp 10 kağıt veririm dediğinde ben 20 ederim diyordum. Fiyatım arttıkça değerim de artıyordu. Şimdiye kadar ne yediğim yemeği seçebilmiştim ne de giydiğim kıyafeti diyor.

Fahişelik özgürlük olabilir miydi?

Evet olabilirdi. Firdevs hapsedilmiş bir köleydi ufaklığında.

Esir alınmış bir vajinaydı kadınlığında. ..

Bedeni zorla sattırılan prangalı bir mahkumdu hayata tutunmaya çalışırken.

Şimdi, işleri kendi elindeydi. Öyle ki bir ev kadınından daha az fahişelik yapıyordu belki de.

İtaat ettiği bir kocası yok, bedava hizmetçiliğini yaptığı kimse yok. Toplum baskısının dışında kendisine dayatılan hiçbir kural yok. ”En az aldatılan kadının fahişe olduğunu kavramıştım artık. Evliliğin kadınların en zalim şekilde azı çekmesine dayalı bir sistem olduğunu anlamıştım.” Ve tüm bunlar onu kural dışı yaşayan biri olarak gösteriyordu. Öyleydi de..

Mesleğini icat edenlerin erkekler olduğunu da biliyordu.

Bir gün önemli bir devlet başkanı Firdevs’in adını duymuş ve onunla beraber olabilmek için davet etmiş. Firdevs kabul etmemiş.

”Reddetmem onun arzusunu daha da kamçılamıştı. Her gün

bir polis yolluyor, polis her gün başka bir yaklaşım sergiliyordu.

Ama ben hep reddettim. Bir keresinde para teklif etti. Başka birinde

beni hapse atmakla tehdit etti. Üçüncüsündeyse bir devlet başkanını

reddetmemin büyük bir adama hakaret sayılacağını, iki ülke

arasındaki ilişkilerde gerginlik yaratacağını açıkladı. Ülkemi

gerçekten seviyorsam, yurtseversem, hemen ona gitmem gerektiğini

söyledi. Polise yurtseverlik hakkında hiçbir şey bilmediğimi,

ülkemin bana hiçbir şey vermemekle kalmayıp, onurumla gururum

dahil her şeyimi aldığını söyledim. Söylediklerimin polisin

ahlaki gururunu derinden sarstığını şaşırarak fark ettim. Bir insan

nasıl yurtsever olmazdı? Polisin savunduğu şeyin rezilliğine, içine

düştüğü açmaza, çifte ahlaki yargılarına kahkahalarla gülmek

geldi içimden. Sıradan bir pezevengin yapacağı gibi bir fahişeyi

alıp bu önemli şahsın yatağına götürmek istiyor, gene de yurtseverlikten

ve ahlaki değerlerden gururlu bir edayla söz edebiliyordu.

Ancak adamın yalnızca emirlere uyduğunu, ona verilen emri

kutsal bir ulusal görev katma yükselttiğini anladım. Beni hapse

atmakla önemli bir adamın yatağına götürmek arasında fark yoktu.

Her ikisinde de polis kutsal bir görevi yerine getirmiş olacaktı.” şeklinde ifade ediyor.

Bedenim yalnızca bana aitti; ülkemizin toprakları ise rahatça at koşturacakları bir yer! Diyor.

Hapse atıldı. Pahalı bir avukat sayesinde hakim, Firdevs’in saygın bir kadın olduğuna kanaat getirip serbest bırakmıştı.

Saygınlık parayla eşdeğerdi.

Sonra tehlikeli bir pezevenk Firdevs’e hakim olmaya çalışmış ama olmamıştı. Firdevs’in bıçak darbesiyle ölmüştü.

İdam cezası verilen Firdevs cezanın ömür boyu hapse dönüştürülme teklifini dahi kabul etmemişti.

Ölümden yana korkusu yoktu. Devlet başkanına yazabileceği bir af dilekçesi teklifini de geri çevirmişti.

Firdevs’i bir adam öldürdüğü için değil gerçekleri apaçık söylediği ve yaşadığı için yok etmek istiyorlardı. Katil olmaktan öte varlığıyla onları korkuttuğu için bir an önce asılması gerekti.

“Başarılı bir fahişe, zavallı bir azizeden daha iyidir.”

-FİRDEVS

Gökçe Atik – 06 Aralık 2014

 

0
20
Eyl

Adı gibi ‘Devrim’

Şimdi sizi çocukluğunda Can Yücel’in gönülden sarılmış olduğu yüreği güzel bir adamla tanıştırmak istiyorum. Samatya’dayız. Güneşin altında, ter kan içinde ama heyecanlı bir şekilde kapısında beş dilde ‘Sahaf’ yazan bir dükkanı arıyoruz. Sorsak kimse bilmiyor hatta ‘yok burada öyle yerler, yanlış yerdesiniz’ diyenler de oluyor ki aldırmayın siz onlara. Bilmiyorlar gariplerim dar sokakların birinde böyle bir mücevher olduğunu. Neyse yeter ki siz öğrenin ve oturduğunuz yerden kalkıp gidin diye bu çabam. Ona göre! Adı Devrim. Daha içeri girer girmez güzel bir gülümsemeyle karşıladı bizi.. Kendisi görme engelli.. Ama görememek onun için çoktan bir engel olmaktan çıkmış bile. Yollara gitmekten alıkoymamış, göremese de bize tavsiye ettiği yerler için ‘görülesi bir yer’ demekten alıkoymadığı gibi..

Devrim 3

İtalya’ya gidip ırkçılık karşıtı insanlar olarak toplanan örgütlere ve İngiltere’ye kadar yol alıp orada da belli zamanlarda yapılan Marksist insanların toplantılarına katılmaktan alıkoymadığı gibi. Otostopla katettikleri yollar da cabası. Öyle de güzel anlatıyor ki, gönül gözü bu olsa gerek diyorum. Yaşamış, hissetmiş… Dersimdeyken Munzur’a da gittiğini söyledi. Ben de Dersim’e gittiğim vakit gözelerin sesini kaydedip ona dinleteceğime söz verdim, gülümsedi yüreğiyle bana. Kurduğumuz dostluk şahane… Bizim için dükkanını kapattı, koluma girdi ve kahve içmeye gittik. Şunu da söyleyeyim yeri gelmişken Samatya başta çok gürültülü ve hiç bir özelliği olmayan, ruhsuz bir yer gibi gelebilir. Ama Devrim bizi meyhanelerin bolca olduğu, Eylül aylarında balık festivallerinin yapıldığı sokaklara götürdü. Ön yargılarım kırıldı gitti Samatya’ya karşı birden. Dahası var ama gidip siz de tanıyın bu tatlı adamı, size de dokunuversin. Ayrıca çok değerli kitaplar, dergiler var sahafında. Tozlu raflarda bir güzel kaybolun. “Ay ne güzelmiş.” demek için değil “İyi ki geldim.” demek için bir uğrayın derim ben. Nacizane tavsiyemdir arkadaş, gidin!

Devrim 9

Unutmadan! Devrim’in bir düşüncesi de hatırladığım kadarıyla 5 dilde üzerinde “Ana dilinizde okuyun” yazan ayraçlar oluşturmaktı. Ve bunun için kendisine yardım eli uzatmış babayiğit bir kişi. Yıllardır Türkiye’de yaşayan ve kendi dillerinde hür bir şekilde konuşamayan hatta zulme uğrayan, itibarsızlaştırılmak istenen halklara karşı çok anlamlı bir destek. Devrim, kesinlikle anlamına göre içeriğe sahip olan bir adam.

Ve son sözüm şöyle olsun;

“Yaşayacaksa insan havaya sıkılı bir yumruk gibi yaşamalı!”

Sevgiyle ..

 Gökçe Atik – 20 Eylül 2014