Yazar Arşivi

0
5
Kas

Zulapark; Yalan hikayeler

Önceden böyle Tekila falan içince arkadaşlarla ben içemezdim dalga geçerlerdi. “Yakıyor ulan!” derdim,  gözlerim kızarırdı bir damla aşağı bırakırdı kendini. Şimdiyse Tekila dışında bir şey içemiyorum. Tuz limon da kullanamıyorum öyle olduğu gibi fondip işte. Bazen diyorum Küçüktün Matilda, acının ne olduğunu bilmiyordun.  Şimdi de küçüksün acının ne olduğunu bilmiyorsun ama herkes sana acıyan gözlerle bakıyor. Neden? Merak ettiğim soruya ne bir cevap veren oluyor ne bir kelime söyleyebilen.

Ne kadar garip değil mi? İnsanlar. Oysa onlara sorsan? Acılarını öyle bir yüceltirler,  zannedersin ki dünyanın en büyük acısını o çekti. Ben de altı yaşında Verem’dim. Bir sene hastanede yattım ve iyileştim normalde 94 doğumluyum ancak arkadaşlarım bir senemi sormasınlar diye babam ölmeden 95’li olarak değiştirmiş zorlukla.

Şizofreniydim 1 sene boyunca hayaller gördüm gerçek zannettiğim üç ay Ruh sağlığında yattım. Kaç kez intihar ettim saymadım bile en son gecen sene kurban bayramında hastanede uyandım yedi gündür uyuyormuşum, iki kez kalbim durmuş. Sağ kaburgam kırıktır sarılmam yasak ancak ben herkese sıkı sıkı sarılırım. Kemik iç organlarıma batar, “Kaburganı nasıl kırdın?” diye sorma. Karşıdan karşıya geçerken sağa sola bakma huyum yoktur. Önüme bakarım sadece o sırada çarptı kıçı kırık amele bir teyze. Uçtuğumu hatırlıyorum. Uçtum resmen sonra da yere çakıldım magmaya çekilmiş gibi. Acı hissetmedim, koştum gittim beklemedim. Bindim otobüse, oturmadım bile ayakta dikildim.  Konuşmam bunları ben, anlatmam. En yakın arkadaşlarım bile bilmez.  Orada uçmak çok güzeldi. Buhranımın buruk olduğu yağmurlu bir gece tekrar denedim aynısını. Attım kendimi üç kattan aşşağı, çok sürmedi gözümü kapatmam ve açmam kadar kısa bir sürede yerde buldum kendimi hiç bir yerimde bir şey yoktu. Saatte baya geç olmuşu üç mü üç mü öyle bir şeydi. Koştur koştur apartmana girdim eve çıkayım dedim ancak bir şeyler eksikti. Her yer kan kolumsa param parçaydı. Havaya kaldırmamla aşağı sallanması bir oldu. Ondandır Sol kolumdaki ameliyat izleri. Sigara söndürmedim yada faça atmadım o kadar büyük deli gibi. .

Bir gün; Anneme babamın öleceği günü söyledim.

Annemde dalga geçiyorum zannetmişti. O gece, o gece ilk defa babamla beraber koltukta uyuduk. Uyandığımda o yoktu. Ben de ilk dişimi düşürdüm. ’Şeytan aldı götürdü satamadan getirdi’  diyerek dolaşıyordum. Anneme dönüp birden çığlık atmaya başlamışım. ‘O öldü, o öldü. Öldü o’ diye. Annem kes kesini diye beni bir güzel dövdü hem de hayatımda ilk defa o zaman insanlara gerçekleri anlatmayı bıraktım işte.  Sonra kapıda bir sürü asker. Arabanın içindekiler silahlı askerler, beyaz elbiseli hemşireler. 🙂 Giydirdiler bizi aldılar arabalara dört araba gittik askeriyenin karlı kapısına. Girdik içeri herkes beni kucağına alma çabasında, düğün olsa bu kadar akrabayı bir arada göremezdim oysa. Atladım kucaklarından dört nala koşuyorum at misali, kısrak misali uçuyorum adeta daha yedi yaşındayım ne olacaktı başka? Ayaklarımı götüme vura vura koşuyorum annemin arkasında. Girdim ben de annemin götünde morga. Ölüler varmış ben gri dolaplar görüyordum orda. Neyse ölüler de üç kez gözünü acar derler gitmeden önce son kez sevdiklerini görmek iste falan filan hikayeler uçuşur işte havada. Ben ne bileyim? Babam bir gözünü açtı. Annem feryat kopardı, ben gözlerine baktım adam kapattı. Babam bir daha açtı ! Kaldırın onu dedim taş soğuk hastalanır annem iyi bakar ama kaldırın yatmasın dedim. Annem bana baktı. Adam babamın gözlerini bir kez daha kapattı. Annem babama baktı babam gözlerini bir daha açıp bana. O günden sonra ben annemle yıllarca konuşamadım belki de. Girmediğim kılık kalmamıştır. Emo mu olmadım, Rapci mi olmadım, Metalci mi olmadım? Her türlü şekle girmek için çabaladım. Kimlik aradım, dikkat çekmek için elimden gelen her şeyi yaptım. Ama bir gün öyle bir durdu ki hayat. O günden sonra ben bir daha çocuk olamadım, annem de bir daha gözüme bakamadı. Bunları yaşayıp da hayatta kaldım. İlk defa bir erkek arkadaşım olmuştu ona annennesinin öleceği günü, teyzeme kocasının öldüğü anı anneanneme; dedemin öldüğü yeri söyleyerek büyük hatalar yaptım ama yalan söylemeyi hiçbir zaman başaramadım. Ben ne kadar gerçekleri söylesem de insanlar bir türlü inanmadılar bana ama hepsi gerçek oldu. Başıma gelmeyen kalmadı geceleri uyuyamadım. Karabasanlar uyutmadı. Henüz beşinci sınıfa giderken piercing yaptırmaya, kollarımı kesmeye başladım. Arkadaşlarım bahçede ip atlardı ben sınıfta kitap yazardım. Yazdım; binlerce şiir, binlerce hikaye sayfalarca romanım oldu. Hepsini yaktım. Kendi hayatımın senaryosunu kendim yazmaya başladım.  O gün bu gündür kimseyle dertlerimi de paylaşmam mutlu olduğum şeyleri de. .

Çocukluk naftalinde gizli, unutma…

Ağlatabildim mi ?

İrem Çetin İpek – 05 Kasım 2012

0
5
Kas

Zulapark; Karmaşık

Ne uyku kalır ardından, ne rüya. Boş bir salıncağın zincirleri gibi biri uzun biri daha kısa. Çimenlerle kaplı tepeden yuvarlanırken mahvolan beyaz pantolonun diz kapakları sanki. Yada cama çarpıp duran sinek misali. Gök gürültüsü gibi, Çığlıklar! Gözyaşlarının arkasına saklanan bulutlar. Anne rahmine düşen cinsiyetsiz bebek kadar saf şimdi. Yanık çimen kokusu, maydanoz kokusuna eş değer. Tuzun üzerinde ilerleyen salyangozun acısı, halt etmiş Hiroşimalı. Bir karınca kadar gördüğün, göğüs kafesimin altını mahveder. Sevmek şimdi; Elma şekeri gibi kırmızı, kırmızı gıda boyası değil miydi.  File aşık fare ben. Fareden kaçan devasa hüviyete sahip bir fil sen? Özlemek; Sol bacağı kırık At şimdi.

 

İrem Çetin İpek – 05 Kasım 2012

0
5
Kas

Zulapark; Salyangoz

Yağmur yağsa da Salyangozlar ortaya çıksa. .

Onlarda benim gibi gök kubbeden düşen damlaları seviyorlar sanki. .

Hiç dertleri yokmuşcasına yağmur yağdığında düşüyorlar yollara,

Sert kabuklarına yüklü evleriyle birlikte geziyorlar dertleri yok ya hımmına. .

Tuz döküp eğlenmeyin onlarla .

 

İrem Çetin İpek – 05 Kasım 2012