Yazar Arşivi

0
19
Ağu

Kan Serli.

iremcetinipeks

Eskiden yazdığım yazılara bakıyorum; aşk, yanlızlık, mutsuzluk… ne kadar saçma sey varsa dert etmişim kendime hiç fark etmemişim ergenlik dedikleri şey buydu herhalde. Emoluğu sadece fiziksel değil ruhsal da yasayanlardan olmuşum bende galiba… Yalan yok öyleydi geçmiş dedikleri.

Şimdi bakıyorum karşıma büyüdüm demek için çok çocuk olduğum halde; Evrenin unutulmuş köşesindeki zetyin ağaçlarıyla dolu dağın eteğindeki yazlığımızdayım. İnsan isimlerinden çok yaşadıkları yerlerle bilinen komşularımızdan Manisalı olanın yakamoza bakan balkonundayız.. İzmirliler ve İstanbullular da aynı masada. 4 şehre denk düşen okey masasında kadınlar bahçede büyüttükleri domatesleri nasıl tarhana yaptıklarını, harmanda nasıl buğday dövdüklerini, 100 kiloluk un çuvallarını nasıl diktiklerini; birbirlerini dinler gibi yapıp kendi hayatlarını anlatma çabasında buranın deyimiyle çiğdem – çay eşliğinde konusuyorlar mesela.. Neden mi mesela? Çünkü biri diğerlerinin yediklerini yemeden, bir yudum çayı paşa çayı içerilen çocuk gibi, anlatılanları dinleyip yorum yaparken gerçekten ciddiye alırmış gibi dinliyordu tabi.. arada ekliyordu o da kendo bilgi birikimlerini ama gözleri başkaydı masadakilerden.

Başka başka bakabiliyor olmak çok zordur arkadaşlar. Kanserin 5. Evresinde o ağır kemoterapi seanslarına ramen bıyığından bir tane kıl düşmeyen adamın kısa bir zaman sonra bu masada olmayacağını biliyordu aslında herkes… Biliyordu ama diğerleri hayatlarına devam ediyordu. Onların bakışlarında kin vardı birşeylere karşı, nefret vardı söylediklerini bir anda bölen diğer kişiye karşı, dudak kıvrımında gülücük vardı ama onların bakışları standarttı. Aynada kendine her baktığında Narkissos’u yaşayan insanlar, o adamın bakışlarını şimdilik kamufle etmesine takmazlardı. O adam acı çektiğini de zaten karşısındakilere yansıtmayacak kadar kırılgandı. Kahve içer misin? diye sorulduğunda karısının gözlerinin içine bakarak izin aldı tamda bu anda karşımda. Evet onayını aldığında güldü. Gercekti işte onun bu gülücüğü.. Benimde yüzümde saçma bir gülümseme oluştu. Oluştu ama sessizce onu izlerken öleceğini biliyor olmanın hissetrirdiklerini aklımda tarmaktan da bir türlü geri düşmedi iç sesim. O kadar çok konuştu ki artık bende yazayım dedim.

Ah.. giderek konuşma dilim değişiyor farkındayım, bir yandan muhabbetlerine dahil olup bende 21 senelik hayatımda yaşadıklarım arasında aklımda kalanlardan sokuyorum tartışmalarına, egom tatmin olsun diye benimkide galiba bu arada bunları saydım da söylemeyi unuttum buradaki arkadaşlarım genelde 45 ve 65 yaş aralığında..

Özet geç piçci ekşi sözlük kankilerimi kırmayıp sona geliyorum gerçekten. Vermek istediğim bir mesaj yok çünkü. İnsanlar ölüyorlar.. sadece ölüyorlar… Daha gerçek bakın karşınızdaki insanların göz çukurlarına, daha çok sevin! Dinleyin, dinleyin ki karşınızdakilerde sizi dinlesin.. Gizlemeyin kardeşim duygularınızı, düşüncelerinizi, hissettiklerinizi.. söyleyin işte. Mutlu olun. Hiçbir şey olmasada sadece mutlu olun sizde..

19 Ağustos 2016 – İrem Çetin İpek

0
6
Ağu

En Sevdiğin Türkü

 

“Ben de üç beş bira aldımmıydı masama davet ediveririm kendisini, Adana garından beri diye eşlik ederim türküsüne. Hiç kırmaz beni, hep gelir türküsünü söyler sonra da sessizcene gider.” demişti adını sanını hic bilmediğim belkide yüzünü bile hiç göremeyeceğim biri.. Sonrası da şöyle gelişti;

Onlarda oyle guzel adamlar işte.. en berbat saniyelerinde otururlar seninle, tutarlar elinden. Yeter la dur amk derler sessizce.. Bazende ya da durma be iç yüklen az daha kendine der senin dertlerini yüklenirler kendilerine.. Öyle sıvazlarlar sırtını, öpersin ellerinden uyanırsın günler aylar gecer üzerinden bir gün yine fısıldar rüzgarla sesi kulağına büyük puntolu dökülür dudak arandan “Ah ulan ne günlerdi be” diye. Sadece Ahmet Aslan değil tabi… Erkan Oğur’lar, Cem Karaca’lar, Neşet Ertaş’lar ah ve daha niceleri, ulan bende de ne dert varmış gece gece hiçte derdim yoktu oysaki sana dediğim oldu iyi mi? O kadar konuşunca eskiler geldi birden yanıma, gecenin 2.37’si? Sırası degil sanirim şimdi savalım hepsini buzdolabının kapağını açıp boş boş bakıp yatalım artık dimi.. dedim geçti biraz daha hüznü kederi ama “Özledim” diyebileceğim birinin olmadığını beynim şimdi dank etti. Duyguları öldüreli yıllar olmuştu tabi dolabın kapağını kapattım şimdi, birde yastığın soğuk tarafına denk getirirsek kendimizi Rüyalarımızı gerçekleştirebiliriz gibi…

İrem Çetin İpek – 6 Ağustos 2016

 

0
1
Ağu

Komşu Komşunun Külüne mi Muhtaçmış?

icirec

Ben mi hümanistim? Insanlar mı çok bencil anlayamıyorum artık… Karşı komşunuz gırtlak kanseri nedeniyle yeni çıkmış ameliyattan, kocası ise içip içip bir güzel kadını dövmüş… Önünüzde ise; 45 – 55 yaş aralığında çocuğu olan insanlar var ve aranızda bu olaya dair muhabbet dönüyor. Zaten 2 saat boyunca Darbe’de dönen olayları konuşmuşsunuz falan… Neyse, Şimdi olaya dönelim: Neyse efenim bu dayak yemiş olan madur abla can havli ile karşı komşusu olan sizin kapınızı çalıyor. Ama olayı bi netleştirelim siz de 2 çocuk sahibi dul bir kadınsınız. Kapınıza gelen komşunun kavga seslerini ise saatlerce duyuyorsunuz ve hala polisi aramak gibi bir olaya baş vurmadınız. Efenim kadın tak tak tak tak kapıya vuruyor… bir yandan zilinize de basıyor. Kapının arkasında bekliyorsunuz! Ve en son artık dayanamayıp kapıyı açıyor ve bizim eve seni alamam, alt komşuya inin diyip kapatıyorsunuz. Bundan sonraki olay tamamen muhabbetler üzerine;

1.Komşu = iyi yapmışsın senin o kadını eve alman doğru değil karı koca arasında olur!

2.Komşu = evet evet, ya o adam sana çocuklarına birşey yapamaz belki ama konu komşu sonra ne derdi?

3.Komşu = Kocası olan birinin evine gitsin en mantıklısı, adam en azından korur

4.Komşu = Senin dediğin gibi polisi arasa polis gelene kadar zaten iş işten geçer.

ÇOCUKSUN SEN ANLAMAZSIN DAHA BUNLARI..

Şimdi benim düşüncelerim ise şu şekilde; Öncelikle, Daha kavga sesini duyduğum andan itibaren bekler ve seslerin ciddi olduğunu algıladım andan itibarende kadının gelmesini beklemeden polise ihbar eder kontrol etmesini isterim. Kadın kapımı çalıyorsa evet çocuklarım önemli ama insan gücüyle vura vura kırılacak bir kapım yok gayet çelik kapı! Üstü altı kitler, polis gelene kadar bekleyip kadını sakinleştirmeyi hatta Kadın ile empati kurmayı denerim. Çünkü ameliyattan yeni çıkmış karısına böyle davranacak kadar hiç birşey yaşamış olamaz bu insan! Madem böyle bir günde seni bu hale getiriyor ileride neler neler yapar? Buna kendi ellerinle izin vermiş olursun. E ulan boşalsınlar mı? Evet abi zahmet olmazsa boşanın! Çok mu zor, git işe gir çalış bir şekilde yaşarsın zaman gecer belki tekrar aşık olursun neden ikinci bir şansın olmasın? Neden yani mal gibi oturup dayak yemeyi kabul etmek susmak anlamıyorum neyse.. Sonuç olarak sormak istediğim şu karşındaki diğer komşuların ile böyle bir olayı konuşuyorsun bu senin şimdiki komşularının da senden hiç bir farkının olmadığını göstermez mi? Aynısı demekko senin başına gelse hepsi susacak ve yoluna devam edecek demek değil mi bu söyledikleri?

Tamam belki gelenek ve görenekleriniz size böyle öğretti. Ama bu hastalıklı düşüncelerinizi çocuklarınıza yüklemeniz bu algının hiç bir zaman değişmesine izin vermeden geleceği de zehirlemeyecek mi? Biri çıkıp dur diyemeyecek mi ! Tankın karşısına dimdik dikilip, f16ların üzerine atlayarak durdurmayı deneyecek kadar yürekli (tabi bunun yürek değil ilahi güç olduğunu söylüyor ama biz yürek diyelim. ) olduğunu iddaa eden bu insanlara güvenmeye nasıl devam edilebilir ki?

Mantıklı bir açıklama istiyorum; insanlar mı bencil yoksa ben gerçekten denildiği gibi çocuk gibi düşündüğüm için hata mı ediyorum?

İrem Çetin İpek – 30 Temmuz 2016

0
28
Tem

Ölüyorlar

Kızlı erkekli, genci yaşlısı, askerli polisli halklı, belki haklı belki yanılmıştı ama ölüyorlar lan.

İnsanlar artık o kadar bencil oldu ki kimseye acımıyorlar, Ellerinde tuttukları kalemi silah olarak kullanıyor, ağızlarından çıkan sözleri dayatıyorlar. Tek silah kalem değil tabi, gerçekten silah çekip birbirlerine doğrultuyorlar. Bazıları destekliyor ölenleri, bazıları sövüyorlar. Kimisi dışarıda özgürlük diyor, Kimisi içeride özgürlük bekliyorlar.. İnsanlar, Kimseyi dinlemeden, körü körüne inandıkları şeylerle yol alıyorlar.

İbnü’l Arabi’ye göre her insanın Tanrıya dair bir fikri vardır; Çünkü her insan kendi inandığı ilaha tapar fikrini savunan biriydi ilk okuduğumda ne demek istediğini anlamadım ama şimdi doğrusunun ne olduğunu biliyorum gibi.. “Allah hakkında fikir yürüten kişi, düşüncesiyle nefsinde inandığı şeyi yaratmış, düşüncesiyle yarattığı ilaha tapmıştır. Ona ol demiş, o da olmuştur.”

İnsanlar kendi inançlarına tapmaktan başka bir şey yapmıyorlar aslında ancak bu ibadeti gerçekleştirirken bazı şeylerden vazgeçiyorlar. Ona da bizler insanlık diyoruz işte. Düşünme yetisine sahip olan biz yaratıklara bahşedilen bir olay olan düşünme eyleminden vazgeçerken de Acımadan öldürüyorlar bizi. Dün akşam Asker kınası yaktığımız abimi, omuzlarında kışladan bırakan o güzel adam vuruyor tekmeleri. Bir zamanlar ortalıkta dolaşan bir belgesel, Hayatında hiç belgesel izlememiş o insan bile hatırlar bu olayı;

https://www.youtube.com/watch?v=LAZL1BmscAw 

Bir aslan saldırdığı avının hamile olduğunu öğrendikten sonra kalp krizi geçiriyor ve orada ölüyor ama biz düşünme yetisine sahip olan BİZ insanlar bunu yapamıyoruz işte…

Acımıyoruz kimseye, Tecavüz ediyoruz kendi kızımıza, bacımıza..

Acımıyoruz kimseye, Eziyet ediyoruz, benzin döküp yakıyoruz suçsuz hayvanları..

Acımıyoruz kimseye, Polislere taş atıyor, Askerleri öldüresiye dövüyoruz..

Acımıyoruz kimseye, Evdeki çocuğumuza bile acımıyoruz, en ufak hatasında bağırıp çağırıyoruz..

Acımıyoruz ulan biz kimseye, Kesip biçiyoruz, diri diri yakıyoruz, kazığa oturtuyoruz, işkence ediyoruz, ders alsın deyip kilitliyoruz. Acıma duygumuz o kadar leş durumda ki; Utanmadan bunları 2 günde unutuyoruz. Gülüyoruz aptal aptal millete. Sevgili derdine düşüyoruz, Para derdine düşüyoruz.. Bir şeylerin derdine düşüp bana dokunmayan yılan bin yaşasın amına koyayım diyerek hemen hazmediyoruz. Suriyeliler mi? Evet defolup gitsinler diye yapmadığımız kalmadı ama çocukların, ailelerin psikolojisini de hiç düşünmedik. Bir kere empati yapmayı denemedik? Ben bu gün Türkiye’de değil de Suriye’de doğmuş olsaydım? O acıların arasından kaçmayı başarsaydım ve gittiğim yerdeki insanlar sürekli bana olan nefretlerini dile getiriyor olsalardı; onların yüzünü kara çıkartmak adına canımı dişime takar çalışırdım. Onlar yapıyorlar mı? Belki yapmıyorlar ama ne diyebilirim ki? Ben zaten her gün bu ülkeden kaçmayı planlıyorken, Gittiğim ülkenin insanları da bana aynısın yapmaz mı?

Üzülüyorum sadece.. Dil din ırk diye insanları birbirine bölmek yetmedi bize şimdi siyaset, cinsiyet her şeyi ayırıyoruz işte. Ağzımıza sakız etmişiz ya “BİZDEN OLMAYAN” diye bir lafı… Bu bizden olmayan kim acaba? Biz olmayı bir kez bile denemedikten sonra nasıl ayrılıyoruz lan birbirimizden?

Herkes Müslümanım diye geçiniyor, soruyorum ulan 35 yaşında bir insansın sen açıp okudun mu Kuran’ı Kerim-i ? Hayır diyor okumama gerek yok. E bilmediğin şeye nasıl inanıyorsun diyorum öyle işte deyip geçiştiriyor, konu değişiyor vs. Oysaki annemin adı Havva yerine Adriana olsa şuan çok farklı bir inanca, Farklı bir görüşe hatta farklı yaşam şartlarına entegre bir şekilde yaşıyor olacaktım işte… Bilmiyorum ya nereye bağlamalıyım burayı? Bilinçsiz bir şekilde insanlara saldırırken Kuran’da da yazıyor bu diye yapılan pisliğe göz yummaya mı? Bilmiyorum düğüm düğüm oluyor boğazım. Konuşamıyorum. Acımadığımız gibi, acı çekme yetimizden de uzaklaşıyoruz. Hissizleşiyoruz…

Hissiziz hepimiz. Kendimizden başka bir şey düşünmüyoruz…

İrem Çetin İpek – 18 Temmuz 2016

0
2
Haz

İmam Sümüğü

Bugün bir ağırlık vardı üzerimde…

iremcetinipek

Ölüm ağırlığı gibi bi cesedin nefes alışı gibiydi soluduğum hava.. Bilmiyorum birden kamburum oluştu, sanki yarın uyandığımda öldüğümü mahalle halkına duyuracak bir imamla birlikte gibiydim bilemiyorum.. Havadan belki, belkide günlerdir içmediğim susuzluğumdandı.. Göz kapaklarımın üzerinde kamp kuran yabancılar vardı. . Tutmaya çalıştım, önce kovaladım gitsinler diye sinir krizleri geçirdim ama olmadı. . Tam çadır kurmalıkmış gözlerim dedim kendi kendime hatta aptal aptal güldüm bu söylediklerime… Ondan sonra zaten kabullendim. Dedim ki; gezmek istiyorsa bırak ruhunu.. Kanatlarından tutan mı var? Belki de güvenmemek lazımmış kanatlarada.. İnsan olduğumu unutup Toprak oldum, Ağaç oldum, Bulut oldum ama kanatlarım olmadığını unuttum. Düşüverdim yere, hatta o kadar hızlı düştüm ki ışık hızını delip geçtim… Bomboş bir kuyuyu andıran solucan delikleri tarafından yutulmayı beklediğim yerde parçacıklarım vızır vızır işlek bir caddenin kaldırımına dağıldı. O kadar hızlı olup bitti ki hiç canım acımadı diyebilirim… Sonra, sonrası zaten aynı terane oturup anlattım kendi kendime, kendimi bile dinlemediğim fark ettim. Bıraktım bende. . Belki biraz da ağladım geçer diye ama bilmiyorum geçmedi buhranımdaki burukluk, bir türlü geçemedi… Saatler bile deli gibi hızla geçti ama bu his geçmedi. . Kabullendim bende öylece, bazen de kabullenmek gerekiyor işte.. Ha bu arada sabah geçer merak etme. . Teselli de şimdi etme. Bilirim öpersin geçer aman neyse…

İrem Çetin İpek – 02 Haziran 2016